Fatih Sultan Mehmet (II. Mehmed), 1432'de Edirne'de Sultan II. Murad'ın oğlu olarak doğdu ve daha çocuk yaşta devlet yönetimiyle tanıştı. 1444'te on iki yaşında ilk kez tahta çıktı, 1451'de babasının ölümünden sonra ikinci kez hükümdar oldu. 29 Mayıs 1453'te yirmi bir yaşında Konstantinopolis'i fethederek bin yıllık Doğu Roma İmparatorluğu'nu tarih sahnesinden sildi ve Osmanlı Beyliği'ni bir cihan imparatorluğuna dönüştürdü. Mora, Trabzon, Karaman, Eflak, Bosna, Arnavutluk ve Kırım üzerine seferler düzenleyerek devletin sınırlarını üç kıtaya yaydı; 1480'de İtalya'da Otranto'yu aldı. Topkapı Sarayı'nı, Fatih Camii ve Sahn-ı Semân medreselerini inşa ettirdi, Ali Kuşçu gibi âlimleri başkentine çekti, Gentile Bellini'ye portresini yaptırarak Rönesans'la temas kurdu. Latince, Yunanca, Arapça ve Farsça bilen, Kanunnâme-i Âl-i Osman'ı derleten bu hükümdar, 3 Mayıs 1481'de Gebze yakınlarında yeni bir sefere çıkarken hayatını kaybetti.
#1432#araştırma#edirne
14
Bölüm
18
Anı
15
Şehir
49
Yıl
0
Ziyaret
14321 bölüm
30 Martdoğum
Edirne'de Bir Şehzade Doğdu
Mehmed, 30 Mart 1432 gecesi, Osmanlı Devleti'nin o dönemki başkenti Edirne'de dünyaya geldi. Babası, sınırları Balkanlar'da ve Anadolu'da durmadan genişleten Sultan II. Murad; annesi ise kaynaklarda Hümâ Hatun olarak anılan, kökeni üzerine farklı rivayetler bulunan bir cariyeydi…
1443 baharında, henüz on bir yaşındayken Mehmed, Edirne'den Manisa'ya sancakbeyi olarak gönderildi. Yanında, eğitiminden ve yönetim deneyiminden sorumlu iki lala vardı: Kassabzâde Mahmud ve Nişancı İbrahim. Manisa, Saruhan sancağının merkeziydi ve genç şehzade burada hem bir yöneticinin sorumluluklarını hem de bir sarayın işleyişini yakından öğrendi.
Aynı yıl, Mehmed'in hayatının seyrini kökten değiştiren bir olay yaşandı…
1444 yılında, uzun ve yorucu seferlerden bitkin düşen Sultan II. Murad, beklenmedik bir karar aldı: tahtını henüz on iki yaşındaki oğlu Mehmed'e bıraktı. Böylece Mehmed, Osmanlı tarihinin en genç hükümdarlarından biri olarak ilk kez tahta çıktı…
Şubat 1451'de Sultan II. Murad, Edirne'de hayatını kaybetti. Babasının ölüm haberi Manisa'ya ulaştığında Mehmed, hiç vakit kaybetmeden başkente hareket etti…
Konstantinopolis'i fethetmenin ilk şartı, kenti dış dünyadan, özellikle Karadeniz'den gelecek yardımdan koparmaktı. Bunun için Mehmed, 1452 yılında Boğaz'ın en dar yerinde, Anadolu yakasındaki Anadolu Hisarı'nın tam karşısına yeni bir kale yaptırmaya karar verdi. Bu kaleye 'Boğazkesen' adı verildi; bugün Rumeli Hisarı olarak bilinir.
İnşaat olağanüstü bir hızla yürütüldü…
6 Nisan 1453'te Osmanlı ordusu, Konstantinopolis'in karadan çevrili kara surlarının önünde mevzilendi ve elli üç gün sürecek büyük kuşatma resmen başladı. Mehmed'in ordusu, on binlerce askerden oluşuyordu; karşısında ise Cenevizli komutan Giovanni Giustiniani'nin yönettiği, sayıca çok daha küçük ama surlara güvenen bir savunma vardı.
Mehmed'in elindeki en büyük koz toplardı. Macar asıllı top dökümcüsü Urban'ın daha önce Bizans'a teklif ettiği, ancak imparatorun parasının yetmediği dev topu, padişah kat kat fazlasını ödeyerek kendi hizmetine almıştı…
Kuşatmanın en büyük engellerinden biri Haliç'ti. Bizanslılar, Haliç'in girişine kalın bir zincir germişti; bu zincir, Osmanlı donanmasının iç limana girmesini ve surların en zayıf kesimine baskı yapmasını engelliyordu. Mehmed, bu engeli aşmak için askerî tarihin en cüretkâr fikirlerinden birini hayata geçirdi.
21-22 Nisan gecesi, padişahın emriyle gemiler karadan yürütüldü…
28 Mayıs'ı 29 Mayıs'a bağlayan gece, Osmanlı ordugâhında son hazırlıklar yapıldı. Mehmed, askerlerine moral verdi, kente ilk girene büyük ödüller vaat etti. Karşı tarafta ise Konstantinopolis, Ayasofya'da yapılan son ayinle, bin yıllık başkentinin kaderini bekliyordu.
Saldırı gecenin geç saatlerinde başladı…
Fetihten sonra Mehmed'in ilk büyük kararlarından biri, Konstantinopolis'i yalnızca bir ganimet olarak değil, imparatorluğunun yeni başkenti olarak yeniden inşa etmekti. Yüzyıllarca kuşatmalar, depremler ve nüfus kaybıyla yıpranmış kent, harap bir hâldeydi. Fatih, onu yeniden bir cihan başkenti yapmaya girişti.
Ayasofya, fethin hemen ardından camiye çevrildi ve kentin sembolik merkezi hâline geldi…
İstanbul'un fethinden sonra Fatih, önce kentin merkezinde, bugünkü İstanbul Üniversitesi'nin bulunduğu alanda bir saray yaptırdı; bu yapı sonradan 'Eski Saray' olarak anılacaktı. Ancak padişah, devletin yönetim merkezini daha görkemli ve stratejik bir noktaya taşımak istedi.
1460 yılı dolaylarında, Marmara, Boğaz ve Haliç'in birleştiği burnun ucunda, eski Bizantion akropolünün üzerinde yeni bir saray inşaatı başladı. Bu yapı, sonradan 'Topkapı Sarayı' olarak tanınacaktı…
Konstantinopolis düşmüş olsa da, Bizans hanedanının kollarına ait topraklar hâlâ varlığını sürdürüyordu. Bunların en önemlisi, Yunanistan'ın güneyindeki Mora (Peloponnesos) Despotluğu'ydu. Burayı, ölen son imparator XI…
Konstantinopolis'in fethinden sonra bile, Karadeniz'in doğu kıyısında bir Bizans devleti varlığını koruyordu: Trabzon Rum İmparatorluğu. Komnenos hanedanının yönettiği bu küçük ama köklü devlet, çevresindeki güçlerle yaptığı evlilikler ve ittifaklarla ayakta kalmaya çalışıyordu.
Fatih, 1461 yılında bu son Bizans kalıntısını ortadan kaldırmak için hem karadan hem denizden büyük bir sefer düzenledi. Ordu zorlu Anadolu coğrafyasını aşarken, donanma Karadeniz üzerinden Trabzon'a yöneldi…
Anadolu'da Osmanlı'nın önündeki en eski ve en inatçı rakip, Konya merkezli Karamanoğulları Beyliği'ydi. Selçuklu mirasının vârisi olduklarını ileri süren Karamanoğulları, yüzyıllar boyunca Osmanlı'ya karşı kâh açıktan kâh el altından mücadele etmiş, sık sık Osmanlı'nın batıdaki seferlerini fırsat bilerek doğu sınırını rahatsız etmişti.
Fatih, 1468 yılında bu beyliği kesin olarak ortadan kaldırmaya karar verdi. Osmanlı ordusu Konya ve Karaman bölgesine girdi; beyliğin başkenti ve önemli kentleri Osmanlı denetimine alındı…
Fatih Sultan Mehmet yalnızca bir fatih değildi; aynı zamanda imparatorluğunu bir bilim ve kültür merkezine dönüştürmek isteyen bir hükümdardı. Bu vizyonun en görkemli ifadesi, İstanbul'da inşa ettirdiği büyük külliyeydi. Eski Havariyyun Kilisesi'nin bulunduğu tepede yükselen Fatih Camii ve çevresindeki yapılar, 1470 yılında tamamlandı.
Külliyenin kalbinde, Osmanlı eğitim tarihinin dönüm noktası sayılan Sahn-ı Semân medreseleri yer alıyordu…
1470'lerin başında Osmanlı'nın doğusunda büyük bir tehdit belirdi: Akkoyunlu Devleti'nin güçlü hükümdarı Uzun Hasan. Tebriz merkezli Akkoyunlular, İran'dan Doğu Anadolu'ya uzanan geniş bir coğrafyaya hükmediyordu. Uzun Hasan, Karamanoğulları'nı destekliyor, Venedik ile ittifak kuruyor ve Fatih'in Anadolu'daki hâkimiyetine açıkça meydan okuyordu.
İki büyük Türk-İslam devletinin hükümdarları, 11 Ağustos 1473'te Doğu Anadolu'da, Otlukbeli mevkiinde karşı karşıya geldi…
Uzun yıllar süren savaşların ardından, 1479'da Osmanlı Devleti ile Venedik Cumhuriyeti arasında bir barış antlaşması imzalandı. Bu barışın hemen ardından Fatih, alışılmadık bir istekte bulundu: sarayında bir İtalyan ressamın bulunmasını ve kendi portresinin yapılmasını istedi. Venedik, bu diplomatik jesti memnuniyetle karşıladı.
Venedik Senatosu, dönemin önde gelen ressamlarından Gentile Bellini'yi İstanbul'a gönderdi…
Fatih'in son büyük hedeflerinden biri, Osmanlı gücünü İtalya yarımadasına taşımaktı. Roma'yı, 'Kızılelma' diye anılan o eski imparatorluk başkentini fethetme düşüncesi, padişahın zihninde uzun süredir yer ediyordu. Bu büyük hesabın ilk adımı, İtalya'nın güneydoğu ucunda atıldı.
1480 yazında, deneyimli komutan Gedik Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı donanması, Arnavutluk kıyılarından İtalya'ya doğru yelken açtı…
1481 baharında Fatih Sultan Mehmet, yine büyük bir sefer hazırlığı içindeydi. Ordusunu İstanbul'un Anadolu yakasında, Üsküdar üzerinden topladı ve Gebze yönüne hareket etti. Seferin asıl hedefi gizli tutulmuştu; kimi kaynaklar Memlûk Devleti'nin, kimileri ise yarım kalan İtalya seferinin amaçlandığını söyler.
Ancak padişah, yıllardır gut hastalığından ve ayaklarındaki ağrılardan muzdaripti…