
Fatih Sultan Mehmet yalnızca bir fatih değildi; aynı zamanda imparatorluğunu bir bilim ve kültür merkezine dönüştürmek isteyen bir hükümdardı. Bu vizyonun en görkemli ifadesi, İstanbul'da inşa ettirdiği büyük külliyeydi. Eski Havariyyun Kilisesi'nin bulunduğu tepede yükselen Fatih Camii ve çevresindeki yapılar, 1470 yılında tamamlandı. Külliyenin kalbinde, Osmanlı eğitim tarihinin dönüm noktası sayılan Sahn-ı Semân medreseleri yer alıyordu. Sekiz büyük ve sekiz küçük medreseden oluşan bu kurum, dönemin en yüksek eğitim kademesiydi. Burada dinî ilimlerin yanı sıra matematik, astronomi, tıp ve felsefe okutuluyordu; medrese, asırlarca Osmanlı'nın en prestijli yüksek okulu olarak kaldı. Fatih, bu kurumları doldurmak için çağının en parlak âlimlerini başkentine çağırdı. Semerkant'tan gelen büyük matematikçi ve astronom Ali Kuşçu, medreselerin başına getirildi. Padişah, Akşemseddin, Molla Hüsrev, Molla Gürânî ve Hocazâde gibi âlimlerle yakın ilişki içindeydi; ilmî tartışmalara bizzat katılır, hatta âlimler arasında düzenlettiği münazaraları izlerdi. Cami, medreseler, kütüphane, hastane, imaret, hamam ve hanlardan oluşan Fatih Külliyesi, bir kentin çekirdeğini oluşturdu. Fatih'in bu eseri, kılıçla açtığı toprakları kitapla, ilimle ve şehircilikle yeniden inşa etme iradesinin somut bir kanıtıydı.