
Fetihten sonra Mehmed'in ilk büyük kararlarından biri, Konstantinopolis'i yalnızca bir ganimet olarak değil, imparatorluğunun yeni başkenti olarak yeniden inşa etmekti. Yüzyıllarca kuşatmalar, depremler ve nüfus kaybıyla yıpranmış kent, harap bir hâldeydi. Fatih, onu yeniden bir cihan başkenti yapmaya girişti. Ayasofya, fethin hemen ardından camiye çevrildi ve kentin sembolik merkezi hâline geldi. Mehmed, bin yıllık bu yapının ayakta kalmasını istedi; onu yıkmadı, aksine korudu ve onardı. Ayasofya, Bizans'ın mirasını alıp Osmanlı'nın kimliğine eklemenin bir simgesi oldu. Fatih, boşalan kenti yeniden doldurmak için kapsamlı bir iskân politikası izledi. İmparatorluğun farklı bölgelerinden Müslüman, Rum, Ermeni ve Yahudi nüfusu İstanbul'a getirtti; Rum Patrikhanesi'ni yeniden örgütledi, Ermeni cemaatine ve Yahudilere kendi dinî kurumlarını korumalarına izin verdi. Böylece kent, çok dinli ve çok dilli bir yapıya kavuştu. Kısa süre içinde İstanbul'da çarşılar, hanlar, hamamlar, çeşmeler ve cami külliyeleri yükselmeye başladı. Kapalıçarşı'nın ilk çekirdeği bu dönemde atıldı. Fatih, fethedilen kentin yıkıntıları üzerine, yüzyıllarca üç kıtaya hükmedecek bir imparatorluğun kalbini kurdu.