
Şubat 1451'de Sultan II. Murad, Edirne'de hayatını kaybetti. Babasının ölüm haberi Manisa'ya ulaştığında Mehmed, hiç vakit kaybetmeden başkente hareket etti. Rivayete göre, 'Beni seven ardımdan gelsin' diyerek atını Edirne'ye doğru sürdü. Bu kez tahta çıkışı geçici değildi; on dokuz yaşındaki Mehmed, artık devletin tek ve tartışmasız hükümdarıydı. İkinci cülûsu, devlet kademelerinde dengeleri yeniden kurmasını gerektirdi. Babasının veziriazamı, deneyimli ve nüfuzlu Çandarlı Halil Paşa görevde kaldı; ancak genç sultan kendi adamlarını da yükseltmeye başladı. Zağanos Paşa ve Şehabeddin Paşa gibi, fetih siyasetini destekleyen devlet adamları onun çevresinde güçlendi. Mehmed'in zihninde, çok daha önceden olgunlaşmış bir hedef vardı: Konstantinopolis. Anadolu ile Rumeli'yi bir kara parçası gibi ikiye bölen, ticaret yollarının kavşağındaki bu surlarla çevrili kent, genç hükümdar için hem stratejik bir zorunluluk hem de büyük bir tutkuydu. Önce Anadolu'daki güvenliğini sağladı; Karamanoğulları üzerine yürüyerek doğu sınırını yatıştırdı, Bizans ile geçici bir antlaşma görüntüsü korudu. Ama bütün bu hamleler, asıl büyük hesabın hazırlığıydı. Mehmed, tahta oturduğu andan itibaren İstanbul'un fethini bir devlet politikası hâline getirmişti.