
Mehmed, 30 Mart 1432 gecesi, Osmanlı Devleti'nin o dönemki başkenti Edirne'de dünyaya geldi. Babası, sınırları Balkanlar'da ve Anadolu'da durmadan genişleten Sultan II. Murad; annesi ise kaynaklarda Hümâ Hatun olarak anılan, kökeni üzerine farklı rivayetler bulunan bir cariyeydi. Doğduğu sırada babasının iki büyük oğlu daha hayattaydı; bu yüzden küçük şehzadenin bir gün tahta çıkacağı kesin değildi. Edirne, on beşinci yüzyılın ortalarında yalnızca bir başkent değil, aynı zamanda bir kültür ve diplomasi merkeziydi. Tunca Nehri kıyısındaki saraylarda elçiler ağırlanır, sınır boylarından gelen haberler değerlendirilir, seferler planlanırdı. Mehmed, bu hareketli atmosferin içinde, savaşın ve devlet işlerinin gündelik konuşmaların parçası olduğu bir dünyada büyüdü. Çocukluğunun ilk yılları sarayın haremine bağlı geçti. Osmanlı geleneğine göre şehzadeler küçük yaşta lalalarla birlikte sancaklara gönderilir, böylece yönetim deneyimi kazanırdı. Mehmed için de bu yol erkenden açıldı; daha çocukken kendisini yöneticilik sorumluluğunun beklediği belliydi. Kaynaklar, küçük şehzadenin başlangıçta derslerine pek istekli olmadığını, hatta hocalarına karşı dik başlı davrandığını anlatır. Ancak doğuştan getirdiği keskin zekâ ve merak, ilerleyen yıllarda onu çağının en donanımlı hükümdarlarından biri yapacaktı. Edirne'de başlayan bu hikâye, yarım yüzyıl sonra bir imparatorluğun kaderini değiştirecekti.