Mimar Sinan, yaklaşık 1489'da Kayseri'nin Ağırnas köyünde, taş ve ağaç işiyle uğraşan bir aileden geldi. Genç yaşta devşirme olarak İstanbul'a alındı, Acemi Oğlanlar Ocağı'nda ve Yeniçeri Ocağı'nda yetişti; ordunun bir parçası olarak çıktığı seferlerde köprü, kale ve gemi inşa ederek mühendislik yeteneğini ispatladı. 1538'de Hassa Başmimarlığı'na getirildi ve yaklaşık yarım yüzyıl boyunca Osmanlı'nın bütün büyük yapı işlerini yönetti. Şehzade, Süleymaniye ve Edirne Selimiye camileri onun çıraklık, kalfalık ve ustalık dönemlerinin abideleridir; bunların yanında medreseler, kervansaraylar, hamamlar, köprüler ve su kemerleri inşa etti. Mağlova Su Kemeri ve Büyükçekmece Köprüsü gibi mühendislik harikaları, Süleymaniye'nin görkemli kütlesi, Selimiye'nin tek ve kusursuz kubbesi onun imzasıdır. Yaklaşık yüz yaşında, 1588'de İstanbul'da vefat etti ve Süleymaniye'nin yanı başında, kendi tasarladığı sade türbede toprağa verildi.
#1489#sanat#renk#ağırnaskayseri
16
Bölüm
16
Anı
14
Şehir
99
Yıl
0
Ziyaret
14891 bölüm
Bu yıl içindedoğum
Ağırnas'ta Taşın Çocuğu
Mimar Sinan, yaklaşık 1489 yılında, Kayseri'nin kuzeydoğusundaki Ağırnas köyünde dünyaya geldi. Doğum tarihi kesin değildir; tarihçiler 1488 ile 1490 arasında bir yılı kabul eder. Ağırnas, Erciyes Dağı'nın eteklerinde, volkanik tüf kayalarından oyulmuş evleri, yeraltı şehirleri ve taş ocaklarıyla tanınan bir Kapadokya köyüydü…
Sinan'ın hayatının yönünü değiştiren olay, devşirme sistemiydi. Osmanlı Devleti, belirli aralıklarla Rumeli ve Anadolu'nun Hıristiyan köylerinden seçilmiş gençleri toplar, onları İslam'a göre yetiştirip devletin asker ve yönetici sınıfına katardı. Yaklaşık 1512 yılında, II…
İstanbul'a getirilen devşirme gençleri, doğrudan askere alınmaz; önce Acemi Oğlanlar Ocağı'nda uzun bir eğitimden geçirilirdi. Sinan da bu ocağa verildi. Burada Türkçe öğrendi, İslam'ın esaslarını belledi, askerî disipline alıştı; bir yandan da bedenen güçlenmesi için Anadolu ve Rumeli'deki köylerde, çiftliklerde çalıştırıldı.
Acemi Ocağı'nda yetenekli gençler, eğilimlerine göre çeşitli sınıflara ayrılırdı…
Acemi Ocağı'ndaki eğitimini tamamlayan Sinan, Yeniçeri Ocağı'na alındı. Artık padişahın daimi ordusunun bir neferiydi. Kanuni Sultan Süleyman'ın tahta çıkışının ardından başlayan büyük seferler çağında, Sinan da ordunun içinde Avrupa'dan Asya'ya, Tuna boylarından Bağdat'a uzanan yollarda yürüdü.
1521'de Belgrad Seferi'ne, 1522'de Rodos Kuşatması'na katıldığı kabul edilir…
Sinan'ın mühendislik dehasını ilk kez parlak biçimde gösterdiği yer savaş alanı oldu. 1533-1536 yılları arasındaki İran-Irak Seferi sırasında Osmanlı ordusu, Van Gölü kıyısına ulaştığında bir sorunla karşılaştı: gölün karşı kıyısındaki düşman mevzilerine ulaşmak ve keşif yapmak için gemilere ihtiyaç vardı, ama bölgede uygun tekne yoktu.
Komutanlar bu işi yapabilecek birini ararken Sinan öne çıktı. Kısa sürede, eldeki malzemeyle Van Gölü'nde yüzecek üç kadırga inşa etti…
Sinan'ın kaderini kesin biçimde belirleyen olay, 1538'deki Boğdan (Karaboğdan) Seferi sırasında yaşandı. Osmanlı ordusu, bugünkü Moldova topraklarında ilerlerken, Prut Nehri'nin önünde durdu. Nehir derindi, akıntılıydı ve ordunun toplarıyla, ağırlıklarıyla karşıya geçmesi gerekiyordu…
Başmimarlığa atanan Sinan, hemen büyük camilere girişmedi. İlk yılları, devletin ihtiyaç duyduğu çeşitli yapılarla — medreseler, imaretler, küçük camiler, türbeler — geçti. Bu dönem, onun yeni makamında ustalaşma, ekibini kurma ve klasik Osmanlı mimarisinin kendi dilini arama yıllarıydı.
İlk önemli işlerinden biri, Kanuni'nin eşi Hürrem Sultan adına yaptığı Haseki Külliyesi oldu…
Kanuni Sultan Süleyman'ın çok sevdiği oğlu Şehzade Mehmed, 1543'te genç yaşta vefat edince, padişah onun anısına İstanbul'un göbeğinde büyük bir cami yaptırmaya karar verdi. Bu işi Mimar Sinan'a verdi. Şehzade Camii, 1543'te başlandı ve 1548'de tamamlandı…
1550 yılında Sinan, hayatının en iddialı işine başladı: Kanuni Sultan Süleyman adına, İstanbul'un üçüncü tepesinde, Haliç'e hâkim bir noktada yükselecek Süleymaniye Camii ve Külliyesi. Bu, yalnızca bir cami değil, bir imparatorluğun gücünü, zenginliğini ve düzenini taşa döken bir kent parçasıydı.
Süleymaniye Külliyesi yalnızca camiden ibaret değildi. Çevresinde dört medrese, bir tıp medresesi (darüttıp), bir darüşşifa (hastane), imaret (aşevi), kervansaray, hamam, sıbyan mektebi, dükkânlar ve Kanuni ile Hürrem Sultan'ın türbeleri yer alıyordu…
1557 yılında, yedi yıl süren çalışmanın ardından Süleymaniye Camii ibadete açıldı. Sinan, mimarlık hayatının üç dönemini anlatırken Süleymaniye için 'kalfalık eserim' diyecekti. Bu söz, eserin değerini küçültmek için değil, kendi gelişiminin orta basamağını işaret etmek içindi: Süleymaniye, çırağın artık usta olmaya yaklaştığı yapıydı.
Süleymaniye'nin büyük kubbesi yaklaşık 53 metre yüksekliğe ulaşır ve çapı 27 metreye yakındır…
Sinan'ın dehası yalnızca camilerle sınırlı değildi. Onun en büyük başarılarından biri, İstanbul'un susuzluğunu çözen Kırkçeşme Su Tesisleri'dir. Hızla büyüyen başkent, içme suyu sıkıntısı çekiyordu…
Süleymaniye gibi bir abideyi tamamlayan Sinan, sonraki yıllarda daha küçük ölçekli ama mimari fikir bakımından son derece cüretkâr camiler inşa etti. Bunların ikisi, onun zekâsının inceliğini gösterir: Edirnekapı'daki Mihrimah Sultan Camii ve Tahtakale'deki Rüstem Paşa Camii.
Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii, İstanbul'un en yüksek tepelerinden birinde, Kanuni'nin kızı Mihrimah Sultan adına yaklaşık 1565'te tamamlandı. Sinan burada tek kubbeli, kübik bir kütle kurdu; ama asıl ustalığı duvarlarda gösterdi…
Köprüler, Kervansaraylar ve Bir İmparatorluğun Yüzü
Sinan'ın eseri, ünlü camilerden çok daha geniştir. Ona atfedilen yapılar — kendi anlattığı Tezkiretü'l-Ebniye listesine göre — yaklaşık 477 adettir: yüzlerce cami ve mescit, onlarca medrese, darüşşifa, imaret, kervansaray, hamam, köprü, su kemeri, saray ve türbe. Sinan, bir imparatorluğun fiziksel yüzünü tek başına biçimlendiren bir mimarlık ocağının başıydı.
Köprüleri de en az camileri kadar etkileyiciydi…
1568 yılında, Sinan seksen yaşını çoktan geçmişken, hayatının en büyük düşüne girişti. Sultan II. Selim, Osmanlı'nın ilk başkenti Edirne'de görkemli bir cami yaptırmak istedi ve bu işi yine Sinan'a verdi…
1574-1575 yıllarında, altı yıl süren çalışmanın ardından Edirne Selimiye Camii tamamlandı. Sinan, mimarlık hayatının üç dönemini sayarken, Selimiye için kesin ve gururlu bir söz söyledi: 'Ustalık eserimdir.' Doksanına yaklaşan usta, hayatının zirvesine ulaşmıştı.
Selimiye'nin kubbesi yaklaşık 31,5 metre çapındadır ve zeminden yaklaşık 43 metre yükselir; Sinan'ın kendi ifadesiyle, Ayasofya'nın kubbesiyle yarışan, hatta onu aşan bir genişlik ve yüksekliktedir. Kubbe sekizgen bir taşıyıcı kafes üzerine oturur; bu sistem sayesinde iç mekân, fil ayaklarıyla bölünmeden, tek bir aydınlık hacim olarak açılır…
Tezkiretü'l-Bünyan ve Süleymaniye'nin Yanı Başında
Ömrünün son yıllarında, doksanını çoktan geçmiş olan Sinan, hayatını ve eserlerini geleceğe bırakmak istedi. Yakın dostu, şair Sâî Mustafa Çelebi'ye hayat hikâyesini anlattırdı; bu anlatımdan Tezkiretü'l-Bünyan ('Yapılar Kitabı') ve Tezkiretü'l-Ebniye ('Binalar Kitabı') gibi eserler doğdu. Bu metinler, Sinan'ın çocukluğundan, devşirilişinden, askerlik yıllarından ve mimarlık dönemlerinden söz eden, kendi ağzından bir hayat hikâyesidir.
Bu eserlerde Sinan, mimarlık hayatını çıraklık, kalfalık ve ustalık diye üçe ayırdı; Şehzade, Süleymaniye ve Selimiye camilerini bu üç dönemin abideleri olarak gösterdi…