

Kanuni Sultan Süleyman'ın çok sevdiği oğlu Şehzade Mehmed, 1543'te genç yaşta vefat edince, padişah onun anısına İstanbul'un göbeğinde büyük bir cami yaptırmaya karar verdi. Bu işi Mimar Sinan'a verdi. Şehzade Camii, 1543'te başlandı ve 1548'de tamamlandı. Sinan, kendi mimarlık hayatını çıraklık, kalfalık ve ustalık diye üçe ayırdığında, Şehzade Camii için 'çıraklık eserim' diyecekti. Şehzade Camii, mimarlık tarihinde önemli bir yenilik taşır. Sinan burada, merkezî bir büyük kubbeyi dört yandan dört yarım kubbeyle destekleyen, tam simetrik bir plan kurdu. Bu, hem boyuna hem enine eksende simetrik olan, dünyadaki ilk bilinen örneklerden biriydi. Caminin iç mekânı, dört bir yandan birbirini dengeleyen kubbelerle, merkezde toplanan dengeli ve aydınlık bir hacim oluşturuyordu. Sinan'ın 'çıraklık' demesi, eserin kusurlu olduğu anlamına gelmez; tam tersine, Şehzade görkemli ve olgun bir yapıdır. Onun bu sözle anlatmak istediği, henüz arayış içinde olduğu, kendi mimari problemini — kubbeyi mekânda nasıl en saf biçimde kuracağını — bu yapıda denediğiydi. Dört yarım kubbeli çözüm güçlüydü, ama Sinan onu mekânı bölen bir unsur olarak gördü; sonraki eserlerinde bu bölünmeyi aşmanın yollarını arayacaktı. Şehzade Camii'nin yanına Sinan bir de Şehzade Mehmed için zarif bir türbe yaptı; çini süslemeleriyle bezeli bu türbe, Osmanlı türbe mimarisinin seçkin örneklerindendir. Çıraklık eseri tamamlandığında Sinan altmışına yaklaşmıştı; ama önündeki en büyük işler henüz başlamamıştı bile. Çırak, artık kalfalığa hazırdı.