
Başmimarlığa atanan Sinan, hemen büyük camilere girişmedi. İlk yılları, devletin ihtiyaç duyduğu çeşitli yapılarla — medreseler, imaretler, küçük camiler, türbeler — geçti. Bu dönem, onun yeni makamında ustalaşma, ekibini kurma ve klasik Osmanlı mimarisinin kendi dilini arama yıllarıydı. İlk önemli işlerinden biri, Kanuni'nin eşi Hürrem Sultan adına yaptığı Haseki Külliyesi oldu. Cami, medrese, sıbyan mektebi, imaret ve darüşşifadan oluşan bu külliye, Sinan'ın bir yapı topluluğunu bir bütün olarak tasarlama yeteneğinin ilk örneklerindendi. Osmanlı külliyesi yalnızca bir ibadet yeri değil, eğitim, sağlık ve sosyal yardımı bir araya getiren bir kent merkeziydi; Sinan bu anlayışı en yetkin biçimde uygulayacak mimardı. 1543-1548 yılları arasında Üsküdar'da, yine Kanuni'nin kızı Mihrimah Sultan adına İskele Camii'ni — bugün İskele ya da Mihrimah Sultan Camii olarak bilinen yapıyı — inşa etti. Deniz kıyısındaki bu cami, geniş saçaklı son cemaat yeri ve dengeli kütlesiyle, Sinan'ın mekânı çevreyle ilişkilendirme ustalığının erken bir kanıtıydı. Bu yıllarda Sinan, Hassa Mimarlar Ocağı'nı da güçlü bir kuruma dönüştürdü. Emrinde taş ustaları, dülgerler, kurşuncular, nakkaşlar, su yolcuları çalışıyordu; imparatorluğun dört bir yanındaki yapı işleri bu ocaktan yönetiliyordu. Sinan yalnızca bir tasarımcı değil, aynı zamanda büyük bir örgütleyici, bir yapı sanayisinin başıydı. Bu sağlam zemin üzerinde, artık çıraklık eserini verme zamanı gelmişti.