
Acemi Ocağı'ndaki eğitimini tamamlayan Sinan, Yeniçeri Ocağı'na alındı. Artık padişahın daimi ordusunun bir neferiydi. Kanuni Sultan Süleyman'ın tahta çıkışının ardından başlayan büyük seferler çağında, Sinan da ordunun içinde Avrupa'dan Asya'ya, Tuna boylarından Bağdat'a uzanan yollarda yürüdü. 1521'de Belgrad Seferi'ne, 1522'de Rodos Kuşatması'na katıldığı kabul edilir. 1526'daki Mohaç Meydan Muharebesi'nde ordunun içindeydi; bu sefer sırasında gösterdiği beceri, onu yaya saflardan süvari sınıfına, oradan da daha üst rütbelere taşıdı. Sinan, Yeniçeri Ocağı içinde adım adım yükseldi; atlı sekban, sonra yayabaşı ve nihayet zenberekçibaşı oldu. Sinan için bu seferler yalnızca savaş değil, dünyayı gezen bir mimarlık okuluydu. Ordunun konakladığı her şehirde — Belgrad'da, Budin'de, Tebriz'de, Bağdat'ta, Halep'te, Şam'da — farklı mimari gelenekleri, farklı kubbeleri, kemerleri ve yapı tekniklerini gözledi. Bizans, Selçuklu, Memlûk, İran mimarisini kendi gözleriyle gördü; bir mimarın ancak yıllar süren bir araştırmayla edinebileceği görsel hazineyi, sefer yollarında biriktirdi. Kilometrelerce yolda yürürken, ordunun ihtiyaçlarını da öğrendi: bir nehir nasıl geçilir, bir kale nasıl kuşatılır, bir köprü nasıl hızla kurulur. Henüz baş mimar değildi; ama Yeniçeri Sinan, dünyayı dolaşan, gözleyen, ölçen ve aklında biriktiren bir mühendis adayıydı. Ordunun içindeki bu yıllar, onun mimari dehasının görünmeyen, sessiz hazırlık dönemiydi.