
Mimar Sinan, yaklaşık 1489 yılında, Kayseri'nin kuzeydoğusundaki Ağırnas köyünde dünyaya geldi. Doğum tarihi kesin değildir; tarihçiler 1488 ile 1490 arasında bir yılı kabul eder. Ağırnas, Erciyes Dağı'nın eteklerinde, volkanik tüf kayalarından oyulmuş evleri, yeraltı şehirleri ve taş ocaklarıyla tanınan bir Kapadokya köyüydü. Sinan'ın hayatı boyunca taşla kuracağı o derin ilişki, daha çocukken bu köyün yumuşak ama dayanıklı tüf kayalarının arasında başladı. Ailesi, taş ve ağaç işiyle uğraşan, dülgerlik ve duvarcılık bilen bir zanaatkâr aileydi. Sinan'ın kökeni üzerine tartışmalar vardır; kaynaklar onun Kapadokya'nın yerli Hıristiyan halkından — Rum ya da Ermeni asıllı — bir aileden geldiğini söyler. O dönemde Ağırnas, farklı dilleri ve inançları yan yana yaşatan, Anadolu'nun o eski karma dokusunu taşıyan bir yerleşimdi. Çocukluğu hakkında çok az şey bilinir. Ama ileride kendi hayatını anlattıracağı Tezkiretü'l-Bünyan'da, gençlik yıllarına dair izler bırakmıştır. Köyün taş ocakları, oyma evleri, kemerli ahırları ve doğal mağaraları, küçük Sinan için ilk mimarlık dersleriydi. Taşın nasıl kesildiğini, nasıl oyulduğunu, hangi taşın yük taşıdığını köyün ustalarını izleyerek öğrendi. Çocuk Sinan, henüz okuma yazma bilmeden, bir köy çocuğunun gözüyle baktığı bu taş dünyasının içinde büyüdü. Hayatının ilerleyen yıllarında bir imparatorluğun en görkemli yapılarını tasarlayacak olan zihnin temelleri, Erciyes'in gölgesinde, Ağırnas'ın taş ocaklarında atılıyordu. Köyünden ayrıldıktan sonra bile Sinan'ın Ağırnas'la bağı kopmadı; baş mimar olduğunda köyüne bir su yolu yaptırdı ve akrabalarının İstanbul'a getirilmesini sağladı.