

1557 yılında, yedi yıl süren çalışmanın ardından Süleymaniye Camii ibadete açıldı. Sinan, mimarlık hayatının üç dönemini anlatırken Süleymaniye için 'kalfalık eserim' diyecekti. Bu söz, eserin değerini küçültmek için değil, kendi gelişiminin orta basamağını işaret etmek içindi: Süleymaniye, çırağın artık usta olmaya yaklaştığı yapıydı. Süleymaniye'nin büyük kubbesi yaklaşık 53 metre yüksekliğe ulaşır ve çapı 27 metreye yakındır. Sinan, kubbenin yükünü dört büyük fil ayağına ve boyuna eksendeki iki yarım kubbeye dağıttı; yanlara ise revaklı, çok kubbeli galeriler ekledi. İç mekân, üst sıra pencerelerden süzülen ışıkla dolar; Sinan, kandil islerini toplamak ve mürekkep yapımında kullanmak için akıllı bir havalandırma düzeni bile kurmuştu. Akustiği, ışığı, oranları hepsi hesaplıydı. Dört minare de anlamlıydı: Süleymaniye, İstanbul'un fethinden sonra tahta çıkan dördüncü padişahın camisi olduğu için dört minare; bu minarelerdeki toplam on şerefe ise Kanuni'nin onuncu Osmanlı padişahı oluşunu anlatıyordu. Sinan'ın mimarisi, taşıyla konuşan bir anlam dünyasıydı. Süleymaniye, hem Ayasofya'ya bir saygı duruşu hem de Osmanlı'nın kendi mimari dilinin bir zaferiydi. Bizans'ın o eski büyük kubbesinin karşısına, Sinan dengeli, aydınlık, ferah bir Osmanlı kütlesi koymuştu. Cami tamamlandığında Sinan yetmişine yaklaşmıştı. Çıraklık ve kalfalık eserlerini vermişti; geriye, hayatının sonuna doğru, bütün ustalığını taçlandıracak tek bir eser kalıyordu.