

Süleymaniye gibi bir abideyi tamamlayan Sinan, sonraki yıllarda daha küçük ölçekli ama mimari fikir bakımından son derece cüretkâr camiler inşa etti. Bunların ikisi, onun zekâsının inceliğini gösterir: Edirnekapı'daki Mihrimah Sultan Camii ve Tahtakale'deki Rüstem Paşa Camii. Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii, İstanbul'un en yüksek tepelerinden birinde, Kanuni'nin kızı Mihrimah Sultan adına yaklaşık 1565'te tamamlandı. Sinan burada tek kubbeli, kübik bir kütle kurdu; ama asıl ustalığı duvarlarda gösterdi. Kubbeyi taşıyan duvarları neredeyse bir ışık perdesine dönüştürdü; çok sayıda pencereyle deldi. Cami içeride bir aydınlık kutusu gibidir; gün ışığı her yönden içeri dolar. Sinan, taşıyıcı kütleyi en aza indirip mekânı ışıkla doldurmanın yolunu bulmuştu. Rüstem Paşa Camii ise bambaşka bir güzelliğin yapısıdır. Sadrazam Rüstem Paşa'nın anısına, dul eşi Mihrimah Sultan'ın gözetiminde, 1561-1563 dolaylarında inşa edildi. Sinan, camiyi kalabalık bir ticaret bölgesinde, dükkânların üzerinde yükselen bir teras üstüne kurdu. Ama bu caminin asıl ünü, iç ve dış yüzeylerini kaplayan eşsiz İznik çinilerinden gelir. Lale, karanfil, sümbül ve nar çiçeği desenli binlerce çini, camiyi bir çiçek bahçesine çevirir; Osmanlı çini sanatının en zengin örneklerinden biridir. Bu iki cami, Sinan'ın yalnızca büyük kubbeleri değil, mimari problemleri çözmedeki ustalığını gösterir. Birinde ışığı, diğerinde rengi ve süslemeyi başrole çıkarmıştı. Sinan, her yapıyı bağlamına, sahibine ve bulunduğu yere göre yeniden düşünen bir mimardı; tek bir formülü değil, sınırsız bir mimari dili vardı.