

1574-1575 yıllarında, altı yıl süren çalışmanın ardından Edirne Selimiye Camii tamamlandı. Sinan, mimarlık hayatının üç dönemini sayarken, Selimiye için kesin ve gururlu bir söz söyledi: 'Ustalık eserimdir.' Doksanına yaklaşan usta, hayatının zirvesine ulaşmıştı. Selimiye'nin kubbesi yaklaşık 31,5 metre çapındadır ve zeminden yaklaşık 43 metre yükselir; Sinan'ın kendi ifadesiyle, Ayasofya'nın kubbesiyle yarışan, hatta onu aşan bir genişlik ve yüksekliktedir. Kubbe sekizgen bir taşıyıcı kafes üzerine oturur; bu sistem sayesinde iç mekân, fil ayaklarıyla bölünmeden, tek bir aydınlık hacim olarak açılır. İçeri giren herkes, başının üstündeki o muazzam kubbeyi bir bütün olarak algılar. Caminin dört minaresi, her biri yaklaşık 70 metreyle Osmanlı'nın en ince ve en yüksek minareleri arasındadır; her birinde üç ayrı şerefeye çıkan üç ayrı merdiven bulunur — bu, Sinan'ın bir mühendislik şakası gibi ustalık gösterisidir. İç mekânda müezzin mahfili, mihrabın çinileri, mermer işçiliği ve ışığın kubbeden aşağı süzülüşü, hepsi tek bir uyum içinde düşünülmüştür. Selimiye, 2011'de UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınmıştır. Selimiye, Sinan'ın bütün ömrünün cevabıdır. Ağırnas'ın taş ocaklarından başlayan, seferlerde köprü kuran, Şehzade'de ve Süleymaniye'de kubbeyle boğuşan bir hayatın varış noktasıdır. Sinan burada, mimarinin en eski sorusuna — gökyüzünü taşla nasıl tutarsın — en saf cevabı vermişti. Doksanına gelmiş bir devşirme çocuğu, bir imparatorluğa ve bütün insanlığa, taşın nasıl uçabileceğini göstermişti.