Halide Edib Adıvar, 11 Haziran 1884'te İstanbul'da, II. Abdülhamid'in saray kâtiplerinden Mehmed Edib Bey'in kızı olarak dünyaya geldi. Üsküdar Amerikan Kız Koleji'nden 1901'de mezun oldu ve dönemin en iyi eğitim görmüş Osmanlı kadınlarından biri haline geldi. II. Meşrutiyet'in ardından Tanin gazetesinde kadın hakları ve eğitim üzerine yazdı, öğretmenlik yaptı, Türk Ocağı'nın ilk kadın üyesi oldu. 'Handan', 'Ateşten Gömlek' ve 'Sinekli Bakkal' gibi romanlarıyla modern Türk edebiyatının kurucularından sayıldı. 1919'da Sultanahmet Mitingi'ndeki konuşmasıyla Millî Mücadele'nin sembol isimlerinden biri oldu; Anadolu'ya geçerek Kurtuluş Savaşı'na katıldı ve cephede onbaşı, ardından çavuş rütbesine yükseldi. Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki siyasi anlaşmazlıklar yüzünden eşi Adnan Adıvar ile birlikte 1925-1939 arasını İngiltere ve Fransa'da sürgünde geçirdi. 1939'da yurda dönüp İstanbul Üniversitesi'nde İngiliz Filolojisi kürsüsünü kurdu ve 9 Ocak 1964'te İstanbul'da yaşamını yitirdi.
#1884#hatıra#mektup#istanbul
18
Bölüm
18
Anı
14
Şehir
80
Yıl
0
Ziyaret
18841 bölüm
11 Hazirandoğum
İstanbul'da bir saray kâtibinin kızı
Halide Edib, 11 Haziran 1884'te İstanbul'da, Boğaziçi'nin bir yakasında, varlıklı ve kültürlü bir Osmanlı ailesinin içinde dünyaya geldi. Babası Mehmed Edib Bey, Sultan II. Abdülhamid'in saray kâtiplerindendi; aile, devletin ve kültürün köklü çevrelerine bağlıydı…
Halide'nin eğitiminin en belirleyici durağı Üsküdar'daki Amerikan Kız Koleji oldu. Bu okul, döneminin Osmanlı coğrafyasında bir kız çocuğunun alabileceği en ileri, en Batılı eğitimi sunuyordu. Halide önce 1893'te kısa bir süre buraya devam etti; ancak Sultan II…
Kolejden mezun olduğu 1901 yılında Halide, eski matematik hocası, dönemin ünlü matematikçisi ve astronomu Salih Zeki Bey ile evlendi. Bu evlilikten iki oğlu — Ayetullah ve Hasan Hikmetullah Togo — dünyaya geldi. Genç Halide, bir yandan annelik yaparken bir yandan da kendi entelektüel hayatını kurmaya çalışıyordu.
Salih Zeki Bey'in çalışmalarına yardım etti, bilim metinleri üzerinde onunla birlikte uğraştı…
Temmuz 1908'de II. Meşrutiyet ilan edildiğinde, İstanbul sokakları özgürlük, eşitlik ve kardeşlik sloganlarıyla doldu. Otuz yıllık baskıcı bir yönetimin ardından gelen bu açılım, Halide Edib gibi genç aydınlar için yeni bir dünyanın kapısının açılması anlamına geliyordu…
Meşrutiyet'in coşkusu uzun sürmedi. Nisan 1909'da, eski rejim yanlısı ve dinî söylemlerle kışkırtılan ayaklanmacılar İstanbul'da 31 Mart Vakası olarak bilinen isyanı başlattı. Meşrutiyet'i, İttihat ve Terakki'yi ve modernleşme yanlısı aydınları hedef alan bir şiddet dalgası şehri sardı.
Tanin gazetesinde yazan, kadın hakları savunan, modern fikirleriyle tanınan Halide Edib de tehdit altındaydı…
1912'de yayımlanan 'Handan', Halide Edib'in adını edebiyat tarihine kazıyan eser oldu. Mektuplardan kurulu bu psikolojik roman, eğitimli, modern bir kadının aşkını, kimliğini ve toplumdaki yerini sorgulayışını derin bir iç çözümlemeyle anlatıyordu. Türk romanına bu kadar güçlü bir psikolojik derinlik daha önce pek görülmemişti.
'Handan' büyük yankı uyandırdı; başkişisi Handan, bütün bir kadın kuşağı için tanıdık, sarsıcı bir ayna oldu…
Birinci Dünya Savaşı'nın ağır yıllarında Halide Edib hem yazmaya hem de toplumsal çalışmalara devam etti. Bu dönemde, savaşın yarattığı yıkımın içinde, eğitim ve çocuklarla ilgili sorumluluklar üstlendi; Suriye ve Lübnan'daki bölgelerde okulların düzenlenmesi için çalıştı ve buralarda öğretmenlik, yöneticilik yaptı.
1917'de Halide, hekim ve aydın Dr. Adnan (Adıvar) ile evlendi…
15 Mayıs 1919'da Yunan ordusu İzmir'e çıktı. İşgal haberi İstanbul'a ulaştığında şehir, öfke ve acıyla doldu. İzmir'in işgalini protesto etmek için Sultanahmet Meydanı'nda büyük mitingler düzenlendi; bu mitinglerin en büyüğü, en çok hatırlananı 23 Mayıs 1919'da yapıldı…
Mart 1920'de İtilaf Devletleri İstanbul'u resmen işgal etti. Tutuklamalar başladı, aydınlar Malta'ya sürüldü; Halide Edib ve eşi Adnan Adıvar da hedef listesindeydi. İşgal altındaki şehirde kalmak hem tehlikeli hem de Halide için katlanılmaz bir teslimiyetti…
Halide Edib, Kurtuluş Savaşı'nda sadece kalemiyle değil, üniformasıyla da görev aldı. Cephede ve cephe gerisinde aktif olarak çalıştı; hastabakıcılık yaptı, yaralılarla ilgilendi, Hilâl-i Ahmer (Kızılay) çalışmalarına katıldı, askerlere ve halka moral verdi. Mücadelenin içinde fiilen yer alan kadının somut bir simgesi oldu.
Bu hizmetleri karşılığında kendisine Türk Silahlı Kuvvetleri içinde resmen onbaşı rütbesi verildi…
1922'de Halide Edib, Millî Mücadele'nin daha barut kokusu dağılmadan, 'Ateşten Gömlek' romanını yazdı. Kurtuluş Savaşı'nı doğrudan konu alan bu eser, Türk edebiyatının ilk büyük millî mücadele romanlarından biri oldu. Yazar, kurguladığı her sahnenin gerçeğini bizzat cephede yaşamıştı.
Roman, İzmir'in işgaliyle her şeyini kaybeden Ayşe ile onun çevresindeki vatansever gençlerin hikâyesini anlatır…
1922'de Büyük Taarruz'un zaferiyle Yunan ordusu Anadolu'dan çıkarıldı, İzmir kurtarıldı. Halide Edib, ordunun İzmir'e girişine kadar uzanan bu büyük yürüyüşün içindeydi. Savaşın bittiği günlerde, yıllardır verilen mücadelenin meyvesini kendi gözleriyle gördü.
17 Ocak 1923'te, Mustafa Kemal'in yurt gezilerinden biri sırasında Gebze istasyonunda çekilen bir fotoğraf, o günlerin havasını saklar: bir tarafta milletin lideri, yanında ise Millî Mücadele'nin sembol kadını Halide Edib…
Cumhuriyet'in ilk yıllarında ortaya çıkan siyasi anlaşmazlıklar, Halide Edib'in hayatının yönünü bir kez daha değiştirdi. Eşi Adnan Adıvar, kurulan ilk muhalefet partisi olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın önde gelen isimlerindendi. Bu partinin 1925'te kapatılması ve ardından gelen siyasi gerginlik ortamında çift, Türkiye'den ayrılmaya karar verdi.
1925'te başlayan bu ayrılık, on dört yıl sürecek uzun bir gönüllü sürgüne dönüştü…
Halide Edib'in sürgün yıllarının en büyük edebî meyvesi 'Sinekli Bakkal' oldu. Yazar romanı önce İngilizce yazdı; eser 1935'te 'The Clown and His Daughter' (Soytarı ve Kızı) adıyla Londra'da yayımlandı. Bir yıl sonra, 1936'da, Halide Edib kendi romanını Türkçeye taşıdı ve 'Sinekli Bakkal' adıyla yurdunun okuruyla buluşturdu.
Roman, II…
1938'de Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünün ardından Türkiye'nin siyasi ikliminde bir yumuşama yaşandı. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü döneminde, yıllardır sürgünde olan Halide Edib ve Adnan Adıvar için yurda dönüşün yolu açıldı. 1939'da çift, on dört yıllık ayrılığın ardından İstanbul'a geri döndü.
Halide Edib'in dönüşü, onun için yeni bir hayatın başlangıcı oldu…
1950, Türkiye'nin çok partili demokrasiye geçişinin dönüm noktasıydı. 14 Mayıs 1950 seçimleriyle iktidar el değiştirdi. Bu yeni siyasi atmosferde Halide Edib, hayatında ilk ve tek kez resmî bir siyasi göreve geldi: İzmir'den bağımsız milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne girdi.
Bir zamanlar İzmir'in işgalini protesto için Sultanahmet Meydanı'nda yüz binlere seslenen kadın, otuz bir yıl sonra aynı şehrin milletvekili olarak Meclis kürsüsünde söz alıyordu…
1 Temmuz 1955'te Halide Edib, hayatının en büyük yoldaşını kaybetti: eşi Dr. Adnan Adıvar hayatını yitirdi. Otuz sekiz yıl süren bu birliktelik — savaşın, sürgünün, akademinin ve yaşlılığın her evresinde paylaşılan ortak hayat — sona ermişti…
Halide Edib Adıvar, 9 Ocak 1964'te İstanbul'da, doğduğu şehirde hayatını yitirdi. Seksen yıla yakın bir ömür — bir imparatorluğun çöküşünü, bir savaşın ateşini, bir cumhuriyetin doğuşunu, sürgünü ve dönüşü içine almış olağanüstü bir hayat — sona ermişti.
Naaşı, İstanbul'da Merkezefendi Mezarlığı'na, daha önce vefat eden eşi Adnan Adıvar'ın yanına defnedildi. Savaşın, sürgünün ve akademinin yollarında hep yan yana yürümüş olan çift, son yolculuklarında da aynı toprağı paylaştı.
Geride bıraktığı miras, tek bir alana sığmayacak kadar genişti…