Meşrutiyet'in coşkusu uzun sürmedi. Nisan 1909'da, eski rejim yanlısı ve dinî söylemlerle kışkırtılan ayaklanmacılar İstanbul'da 31 Mart Vakası olarak bilinen isyanı başlattı. Meşrutiyet'i, İttihat ve Terakki'yi ve modernleşme yanlısı aydınları hedef alan bir şiddet dalgası şehri sardı. Tanin gazetesinde yazan, kadın hakları savunan, modern fikirleriyle tanınan Halide Edib de tehdit altındaydı. Adı, isyancıların gözünde 'gâvur' eğitimi almış, geleneği sarsan bir kadındı. Can güvenliği kalmayınca, iki küçük oğlunu da yanına alarak İstanbul'dan ayrılmak zorunda kaldı. Önce Mısır'a, oradan da İngiltere'ye geçti. Bu, hayatındaki ilk sürgün deneyimiydi — ileride yaşayacağı çok daha uzun sürgünün adeta bir provası. İngiltere'de, Britanyalı düşünürler ve kadın hakları savunucularıyla tanıştı; özellikle dönemin tanınmış isimleriyle kurduğu ilişkiler ufkunu genişletti. İsyan Hareket Ordusu tarafından bastırılınca Halide Edib İstanbul'a döndü. Ama bu kısa sürgün ona önemli bir şey öğretmişti: fikirleri yüzünden bir insanın yurdundan koparılabileceğini. Bu deneyim, hem siyasi bilincini hem de ileride yazacağı sürgün temalı sayfaları derinden besledi.