Temmuz 1908'de II. Meşrutiyet ilan edildiğinde, İstanbul sokakları özgürlük, eşitlik ve kardeşlik sloganlarıyla doldu. Otuz yıllık baskıcı bir yönetimin ardından gelen bu açılım, Halide Edib gibi genç aydınlar için yeni bir dünyanın kapısının açılması anlamına geliyordu. Halide bu coşkunun tam içindeydi. Meşrutiyet'in getirdiği basın özgürlüğü ortamında, dönemin önemli gazetelerinden Tanin'de yazmaya başladı. Eğitim, kadın hakları ve toplumsal reform üzerine yazdığı yazılar dikkat çekti. Bir kadının kendi adıyla, kamuoyuna seslenen güçlü bir gazete yazarı olması, o günler için sıra dışı bir olaydı. Halide, yalnızca yazmakla kalmadı; eyleme de geçti. Kız okullarının düzenlenmesi için çalıştı, öğretmenlik yaptı, pedagoji, ahlak ve tarih dersleri verdi. Eğitim Bakanlığı ile yaşadığı görüş ayrılıkları yüzünden bir süre sonra görevinden ayrıldıysa da, kadınların eğitimi davasından hiç vazgeçmedi. 1909'da ilk romanı 'Seviye Talip' yayımlandı. Halide Edib artık hem bir gazeteci, hem bir eğitimci, hem de bir romancı olarak Osmanlı kültür hayatının görünür isimlerinden biriydi. Meşrutiyet'in açtığı alanda, bir kadının sesi giderek daha gür duyuluyordu.