1922'de Halide Edib, Millî Mücadele'nin daha barut kokusu dağılmadan, 'Ateşten Gömlek' romanını yazdı. Kurtuluş Savaşı'nı doğrudan konu alan bu eser, Türk edebiyatının ilk büyük millî mücadele romanlarından biri oldu. Yazar, kurguladığı her sahnenin gerçeğini bizzat cephede yaşamıştı. Roman, İzmir'in işgaliyle her şeyini kaybeden Ayşe ile onun çevresindeki vatansever gençlerin hikâyesini anlatır. 'Ateşten gömlek' imgesi, vatan sevgisinin insanı sardığında artık çıkarılamayan, yakıcı ama kutsal bir giysi gibi düşünülmesinden gelir: bir milletin topyekûn bu gömleği giymesinin, kişisel aşkların vatan aşkı karşısında ikinci plana düşmesinin destanıdır. Kitap büyük ilgi gördü; savaşın acısını ve direnişin onurunu okurun yüreğine taşıdı. İlerleyen yıllarda 'Ateşten Gömlek' Türk sinemasının da ilk önemli yapımlarından birine kaynak oldu ve kuşaklar boyu okunmaya devam etti. 'Ateşten Gömlek' ile Halide Edib, savaşı yalnızca cephe haberleri ya da kahramanlık öyküleriyle değil; insanların iç dünyaları, kayıpları, aşkları ve fedakârlıklarıyla anlattı. Roman, bir milletin en zor sınavını edebiyatın diliyle ölümsüzleştiren bir tanıklıktı. Halide'nin onbaşı üniformasıyla gördükleri, artık bütün bir ulusun ortak hafızasına geçiyordu.