Halide Edib, Kurtuluş Savaşı'nda sadece kalemiyle değil, üniformasıyla da görev aldı. Cephede ve cephe gerisinde aktif olarak çalıştı; hastabakıcılık yaptı, yaralılarla ilgilendi, Hilâl-i Ahmer (Kızılay) çalışmalarına katıldı, askerlere ve halka moral verdi. Mücadelenin içinde fiilen yer alan kadının somut bir simgesi oldu. Bu hizmetleri karşılığında kendisine Türk Silahlı Kuvvetleri içinde resmen onbaşı rütbesi verildi. Savaş ilerledikçe, özellikle 1922'deki Büyük Taarruz ve İzmir'e doğru yürüyen ordunun yanında gösterdiği gayret nedeniyle rütbesi çavuşluğa yükseltildi. Türk edebiyatının önde gelen romancısı, artık aynı zamanda 'Çavuş Halide'ydi. Mustafa Kemal'in karargâhında, cephe komutanlarının yanında bulundu; savaşı bir gözlemci olarak değil, bir görevli olarak yaşadı. Kağnı kollarını, göç yollarını, yangın yerlerini, yaralı askerleri kendi gözleriyle gördü. Bu doğrudan tanıklık, ileride yazacağı sayfaların en sarsıcı kaynağı oldu. Bir kadının asker rütbesi taşıması, savaş alanında erkeklerle aynı çamuru, aynı tehlikeyi paylaşması, dönemin Türkiye'si için olağanüstü bir tabloydu. Halide Edib, hem Millî Mücadele'nin hem de Türk kadınının kamusal hayatta alabileceği yerin en güçlü örneklerinden biri haline geldi. Onbaşı ve çavuş rütbeleri, onun kahramanlığının resmî mührüydü.