Kayahan Açar, 29 Mart 1949'da İzmir'de, Albay Süleyman Açar ile Firuzan Hanım'ın oğlu olarak dünyaya geldi. Asker bir babanın oğlu olarak çocukluk ve gençlik yıllarını Ankara'da geçirdi, müziğe gitarla ve gençlik topluluklarıyla erken yaşta tutuldu. 1971'de 'Yosun Gözlü Sevgilim' adlı ilk 45'liğiyle plak dünyasına girdi; ancak adını asıl olarak besteci ve söz yazarı kimliğiyle duyurdu. Nilüfer'in seslendirdiği 'Geceler', 'Kar Taneleri' ve 'Esmer Günler' onun imzasını taşıyan ilk büyük başarılardı. 1980'lerin sonunda kendi albümlerini yapmaya yöneldi ve 'Yemin Ettim', 'Odalarda Işıksızım', 'Son Şarkılarım', 'Ne Oldu Can?' gibi çalışmalarla milyonlara ulaştı. 1990'da Eurovision'da Türkiye'yi temsil etti; aynı yıl başlayan kanser mücadelesi çeyrek yüzyıl sürdü ama onu üretmekten alıkoyamadı. Söz, beste ve yorumu tek bir bütün olarak kuran, sevgiyi en sade ve en içten haliyle anlatan Kayahan, 3 Nisan 2015'te İstanbul'da hayata gözlerini yumdu.
#1949#sanat#renk#izmir
17
Bölüm
18
Anı
10
Şehir
66
Yıl
0
Ziyaret
19491 bölüm
29 Martdoğum
İzmir'de Doğan Asker Çocuğu
29 Mart 1949 günü, Ege'nin güzel şehri İzmir'de bir oğlan çocuğu dünyaya geldi. Adını Kayahan koydular. Babası Süleyman Açar bir albaydı; annesi Firuzan Hanım ise ev hanımıydı…
Kayahan'ın çocukluğunun ve gençliğinin asıl sahnesi Ankara oldu. Başkent, 1950'lerin ve 1960'ların Türkiye'sinde, devlet dairelerinin, okulların, memur ailelerinin ölçülü dünyasıyla kendine has bir kentti. Kayahan, bu kentin caddelerinde büyüdü, okullarında okudu ve ilk gençlik arkadaşlıklarını burada kurdu.
Müzik, Kayahan'ın hayatına henüz çocuk denecek yaşta girdi…
1971 yılı, Kayahan'ın profesyonel müzik hayatının resmî başlangıcı oldu. Bu yıl, ilk 45'liğini — yani iki şarkılık küçük plağını — yayımladı: bir yüzünde 'Yosun Gözlü Sevgilim', öbür yüzünde 'Bir Mektubun Var'. Genç Kayahan, artık yalnızca arkadaş çevresine değil, plak dinleyen herkese sesleniyordu.
O dönemin Türkiye'sinde plak çıkarmak, bir gencin hayatındaki en büyük adımlardan biriydi…
1970'ler boyunca sahnelerde çalan, şarkılar yazan, müzik dünyasının içinde sabırla yer edinen Kayahan, 1981'de önemli bir eşiğe ulaştı: ilk uzunçalar albümünü, 'Canım Sıkılıyor Canım'ı yayımladı. Artık tek tek plaklarla değil, bir bütün olarak, kendi imzasını taşıyan bir albümle dinleyici karşısındaydı.
Ancak bu ilk albüm, beklenen büyük çıkışı getirmedi. 'Canım Sıkılıyor Canım' ticari açıdan büyük bir başarı kazanamadı; Kayahan'ı bir solo yıldız olarak öne çıkarmadı…
Kayahan'ın hayatını ve Türk pop müziğinin akışını değiştiren dönüm noktası, kendi sesiyle değil, başka bir sanatçının yorumuyla geldi. 1984'te, dönemin en sevilen pop yıldızlarından Nilüfer'in seslendirdiği 'Kar Taneleri', Kayahan'ın imzasını taşıyordu ve büyük bir hit oldu. Besteci Kayahan, işte bu şarkıyla doğdu.
'Kar Taneleri', yumuşak, içli, zarif bir aşk şarkısıydı…
Kayahan'ın besteci kimliği yalnızca dinleyicinin gönlünde değil, jürilerin ve uzmanların gözünde de hak ettiği karşılığı bulmaya başladı. 1986'da, 'Geceler' adlı bestesi, Uluslararası Akdeniz Müzik Yarışması'nda — 'Altın Portakal' adıyla anılan o saygın yarışmada — ödüle layık görüldü.
'Geceler', Kayahan'ın en sevilen bestelerinden biriydi. Gecenin sessizliğini, yalnızlığını, özlemini anlatan bu şarkı, hem melodisindeki incelikle hem de sözlerindeki şiirsellikle dikkat çekiyordu…
1988, Kayahan'ın sanat hayatındaki en önemli kırılma yıllarından biri oldu. Bu yıl yayımladığı 'Benim Şarkılarım' albümüyle Kayahan, artık kendi bestelerini kendi sesiyle dinleyiciye sundu. Albümün adı bile bir bildiriydi: bunlar başkalarının söylediği şarkılar değil, 'benim şarkılarım'dı.
Yıllarca Nilüfer gibi büyük sanatçılara hit besteler yazmış olan Kayahan, sonunda kendi yorumcu kimliğini öne çıkarmaya karar vermişti…
1990 yılı, Kayahan'ın hayatının en parlak ama aynı zamanda en zorlu yıllarından biri oldu. O yıl Kayahan, 'Gözlerinin Hapsindeyim' adlı şarkısıyla Eurovision Şarkı Yarışması'nda Türkiye'yi temsil etti. Yarışma, o yıl Yugoslavya'nın Zağreb şehrinde düzenlendi.
'Gözlerinin Hapsindeyim', Kayahan'ın imzasını taşıyan tipik bir eserdi: yumuşak, içten, romantik bir aşk şarkısı…
3 Haziran 1991'de Kayahan, kariyerinin en büyük ticari başarısına imza atan albümünü yayımladı: 'Yemin Ettim'. Bu albüm, satış rekorları kırdı; Kayahan'ın adını her eve, her sokağa, her kasetçaların içine taşıdı. Artık o, tartışmasız bir biçimde Türk pop müziğinin yıldızlarından biriydi.
'Yemin Ettim'in arkasında, dinleyicinin çoğunun bilmediği derin bir hikâye vardı…
1992, Kayahan için hem yeni bir albümün hem de unutulmaz bir konser anısının yılı oldu. 30 Nisan 1992'de 'Odalarda Işıksızım' albümü yayımlandı. Albümün adı, Kayahan'ın şiirsel söz dünyasının tipik bir örneğiydi: ışıksız odalar, içe dönük bir hüzün, ama hep bir yerlerde sezilen bir umut.
'Odalarda Işıksızım', Kayahan'ın 'Yemin Ettim' ile yakaladığı başarıyı sürdürdü…
1993'te Kayahan, dikkat çekici bir başlık taşıyan yeni albümünü yayımladı: 'Son Şarkılarım'. Bu ad, ilk bakışta bir veda gibi okunabilirdi; kanserle mücadele eden bir sanatçının, belki de gerçekten son şarkılarını söylediğini düşündüren, hüzünlü bir başlıktı.
Ama 'Son Şarkılarım', bir veda değildi; tam tersine, bir meydan okumaydı. Kayahan, hastalığa, ölüme ve kendisine biçilen zamana karşı, üretmeye devam ederek direniyordu…
1995, Kayahan'ın hayatına hem yeni bir albümün hem de hayatının aşkının girdiği yıl oldu. Ocak ayında yayımladığı 'Benim Penceremden' albümüyle Kayahan, müzik dünyasına genç bir vokalisti tanıttı: İpek Tüter. O sıralarda kimse, bu tanışmanın iki insanın kaderini birbirine bağlayacağını bilmiyordu.
İpek Tüter, başlangıçta Kayahan'ın albümlerinde vokal yapan, sahnesinde ona eşlik eden genç bir sanatçıydı…
1999, Kayahan'ın hayatındaki o uzun arayışın huzurlu bir limanda son bulduğu yıl oldu. Elli yaşındaki Kayahan, yıllardır müzikte yol arkadaşı olan İpek Tüter ile evlendi. Bu, onun üçüncü ve son evliliğiydi; ve hayatının en huzurlu, en mutlu döneminin başlangıcı oldu.
Kayahan ile İpek'in birlikteliği, Türk magazininin alışılmış aşk hikâyelerinden farklıydı…
17 Aralık 2002'de Kayahan, yine satış rekorları kıracak bir albüm yayımladı: 'Ne Oldu Can?'. Albümün adı, Kayahan'ın o sıcak, samimi, sohbet eder gibi olan söz diline tipik bir örnekti — sanki dinleyicinin omzuna dokunup 'ne oldu can?' diye soran bir dost gibi.
'Ne Oldu Can?' albümü, Kayahan'ın 2000'li yıllardaki gücünü ve popülerliğini bir kez daha kanıtladı. Hastalığıyla mücadelesinin onuncu yılını çoktan geride bırakmış olmasına rağmen, Kayahan hâlâ Türk pop müziğinin en sevilen, en çok satan isimlerinden biriydi…
Son Albüm "Biriciğim'e" ve Çeyrek Asırlık Mücadele
15 Mart 2007'de Kayahan, son stüdyo albümünü yayımladı: 'Biriciğim'e'. Bu albüm, onun kırk yılı aşan müzik kariyerindeki son uzun çalışması olacaktı. Albümün sevgi dolu adı, Kayahan'ın bütün sanatının da bir özeti gibiydi: o, her zaman birine, bir sevgiliye, bir 'biricik'e sesleniyordu.
'Biriciğim'e', Kayahan'ın söz ve beste anlayışının olgun bir örneğiydi…
14 Şubat 2015 — Sevgililer Günü. Kayahan, hastalığının onu giderek daha fazla yorduğu o günlerde, son kez sahneye çıktı. Ve bu son konser, hayatının bir döngüsünü tamamlar gibi, çok anlamlı bir isimle birlikteydi: Nilüfer.
Kariyerinin başında, Kayahan'ın bestelerini söyleyerek onu bir besteci olarak Türkiye'ye tanıtan kişi Nilüfer'di…
3 Nisan 2015 sabahı, saat 08:00 sularında, Kayahan İstanbul'da bir hastanede hayata gözlerini yumdu. 66 yaşındaydı. Çeyrek asrı aşan kanser mücadelesi, son aylarında solunum yetmezliğinin de eklenmesiyle sona ermişti…
Kayahan'ın fiziksel yokluğu, onun varlığını azaltmadı; tam tersine, mirasının ne kadar büyük olduğunu daha da görünür kıldı. Ölümünden sonra şarkıları, hiç durmadan, on yıllar boyunca olduğu gibi, evlerde, radyolarda, dijital platformlarda dinlenmeye devam etti. Bir sanatçının büyüklüğü, eserlerinin kendisinden sonra ne kadar yaşadığıyla ölçülür; ve Kayahan'ın şarkıları, ölümsüzlüğünü çoktan kanıtlamıştı.
Kayahan'ın ardından, Türk müziğinin en büyük isimleri ona olan sevgi ve saygılarını gösterdiler…