
29 Mart 1949 günü, Ege'nin güzel şehri İzmir'de bir oğlan çocuğu dünyaya geldi. Adını Kayahan koydular. Babası Süleyman Açar bir albaydı; annesi Firuzan Hanım ise ev hanımıydı. Kayahan, Cumhuriyet'in genç bir kuşağının çocuğu olarak, askerî bir ailenin disiplinli ama sıcak düzeni içinde gözlerini hayata açtı. İzmir, o yıllarda denizle iç içe, kozmopolit, müzikle ve neşeyle yoğrulmuş bir kentti. Ancak Kayahan'ın doğduğu şehirle bağı uzun sürmedi; asker bir babanın oğlu olmak, ailenin tayinlerle bir kentten ötekine taşınması anlamına geliyordu. Çocukluğun ilk yılları böyle, bir yerden bir yere uzanan bir yol üzerinde geçti. Asker bir baba evladı olmak, Kayahan'ın kişiliğine iki şey kazandırdı: bir yandan düzen, disiplin ve sorumluluk duygusu; öte yandan, sürekli yer değiştirmenin getirdiği bir iç dünyaya kapanma, kendiyle baş başa kalma alışkanlığı. İleride şarkılarındaki o içe dönük, sakin, derinden gelen duygu — belki de bu çocukluk yıllarının armağanıydı. Ailenin yolu sonunda başkent Ankara'da uzun bir duraklamaya geçecekti. Kayahan'ın asıl çocukluğu ve gençliği orada, Ankara'nın caddelerinde, okullarında ve gençlik ortamlarında geçecekti. İzmir, onun doğum yeri olarak künyesine yazıldı; ama onu şekillendiren şehir, başkentin o ölçülü, ciddi ama bir o kadar da canlı havasıydı. Bir sanatçının hikâyesi, böyle, bir liman kentinde sessizce başlamıştı.