
Kayahan'ın çocukluğunun ve gençliğinin asıl sahnesi Ankara oldu. Başkent, 1950'lerin ve 1960'ların Türkiye'sinde, devlet dairelerinin, okulların, memur ailelerinin ölçülü dünyasıyla kendine has bir kentti. Kayahan, bu kentin caddelerinde büyüdü, okullarında okudu ve ilk gençlik arkadaşlıklarını burada kurdu. Müzik, Kayahan'ın hayatına henüz çocuk denecek yaşta girdi. O dönemin gençleri için gitar, yalnızca bir çalgı değil, bir kuşağın ortak diliydi. Batı'dan gelen yeni müzik akımları, rock ve pop, Türkiye'nin gençlerini de sarmıştı. Kayahan da bu dalganın içindeydi; eline aldığı gitarla akorları sökmeye, kendi melodilerini mırıldanmaya başladı. Onu diğer gençlerden ayıran, müziği yalnızca dinlemek ya da çalmakla yetinmemesiydi. Kayahan daha o yıllarda kendi şarkılarını yazmaya, kendi sözlerini, kendi ezgilerini kurmaya yöneldi. Müziğin onun için bir tüketim değil, bir üretim alanı olduğu daha gençlik yıllarında belli oldu. İçinde bir şeyler birikiyor, bunları notalara ve sözlere dökmek istiyordu. O yıllarda Türkiye'de pop müzik henüz emekleme çağındaydı; 'aranjman' adı verilen, yabancı şarkılara Türkçe söz yazma geleneği yaygındı. Ama yeni bir kuşak, kendi özgün şarkılarını yazmanın, kendi müziğini kurmanın peşindeydi. Kayahan, bu kuşağın sessiz ama kararlı bir ferdiydi. Ankara'nın memur düzeni içinde büyüyen bu genç adam, içinde taşıdığı müziği bir gün bütün Türkiye'ye duyuracağını henüz bilmiyordu; ama yolu çoktan o yöne kıvrılmıştı.