
1988, Kayahan'ın sanat hayatındaki en önemli kırılma yıllarından biri oldu. Bu yıl yayımladığı 'Benim Şarkılarım' albümüyle Kayahan, artık kendi bestelerini kendi sesiyle dinleyiciye sundu. Albümün adı bile bir bildiriydi: bunlar başkalarının söylediği şarkılar değil, 'benim şarkılarım'dı. Yıllarca Nilüfer gibi büyük sanatçılara hit besteler yazmış olan Kayahan, sonunda kendi yorumcu kimliğini öne çıkarmaya karar vermişti. Bu cesur bir adımdı; çünkü besteci olarak çok başarılıydı, ama yorumcu olarak henüz geniş kitlelerce tanınmıyordu. 'Benim Şarkılarım', bu riski göze alan bir sanatçının kendine olan inancının ifadesiydi. Kayahan'ın sesi, dönemin parlak, gösterişli pop seslerinden farklıydı. Ne çok güçlü ne çok teknik bir sesti; ama içten, sıcak, samimi bir sesti. Ve bu ses, kendi yazdığı şarkıların duygusunu, başka hiçbir yorumcunun yakalayamayacağı kadar iyi taşıyordu. Çünkü o şarkıları yazan da, besteleyen de, hisseden de oydu. Söz, beste ve yorum, ilk kez tek bir kişide, tek bir bütünlükte buluşuyordu. 'Benim Şarkılarım' ile başlayan bu yeni dönem, Kayahan'ın asıl efsanesinin de başlangıcıydı. Albümü 1990'da 'Benim Şarkılarım 2 — Siyah Işıklar' izledi. Kayahan, artık yalnızca bir besteci değil, sahnesi olan, albümleri olan, kendi adıyla anılan bir solo sanatçıydı. Yıllar süren sabır, sonunda meyvesini veriyordu: söz yazarının ve bestecinin önemini Türk pop müziğinde görünür kılan, kendi şarkılarını kendi sesiyle söyleyen bir sanatçı doğmuştu.