
Zeki Müren'in sanatçı kimliği, sesinin ve sahnesinin çok ötesindeydi. O, aynı zamanda bir besteci, bir söz yazarı ve bir şairdi. Söylediği şarkıların birçoğunun bestesi ya da güftesi kendisine aittti; sanatını yalnızca yorumlamakla yetinmedi, üretti. 1965'te bu yönünü en somut biçimde ortaya koydu: 'Bıldırcın Yağmuru' adlı şiir kitabını yayımladı. Kitap, yüze yakın şiir içeriyordu. Bu, Zeki Müren'in iç dünyasının, hassasiyetinin, dile olan sevgisinin bir vesikasıydı. Sahnede o görkemli kostümlerle parlayan adam, kâğıt üzerinde sade, içten, duygulu bir şairdi. Zeki Müren'in Türkçeye olan tutkusu, onun sanatının belki de en az konuşulan ama en önemli yanıydı. Şarkı sözlerini söylerken her heceyi özenle telaffuz eder, kelimeleri bir mücevher gibi işlerdi. Bu titizlik, dile duyduğu derin saygıdan geliyordu. Şiir yazması, bu sevginin doğal bir uzantısıydı; o, kelimelerle hem söyleyerek hem yazarak ilgilenen bütünlüklü bir sanatçıydı. Bu çok yönlülük — şarkıcı, besteci, söz yazarı, şair, oyuncu, dekoratör — Zeki Müren'i bir 'sanatçı' kelimesinin bütün anlamlarıyla doldurdu. O, tek bir alana sığmadı; sanatın hangi kapısını aralasa, oraya kendi imzasını bıraktı. 'Bıldırcın Yağmuru', bu engin sanatçı ruhunun, sayfalar arasında saklı kalan zarif bir köşesiydi.