
1960'lar ve 1970'ler, Türk gazino kültürünün altın çağıydı; ve bu çağın tartışmasız paşası Zeki Müren'di. İstanbul'un büyük gazinoları, dönemin en gözde sahneleriydi; orada söylemek, sanat hayatının zirvesinde olmak demekti. Zeki Müren bu zirveyi yıllarca elinde tuttu. İstanbul'un ünlü Maksim Gazinosu'nda, Zeki Müren ile bir başka büyük ses, Behiye Aksoy, on bir yıl boyunca sahneyi dönüşümlü olarak paylaştılar. Bu, Türk gazino tarihinin efsane sayfalarından biridir. İki büyük sanatçının aynı sahnede, ayrı gecelerde söylemesi, gazino kültürünün ne kadar zengin, ne kadar canlı olduğunun da kanıtıydı. Zeki Müren'in gazino sahnesi, sıradan bir eğlence mekânı değildi; bir tören alanıydı. Sahneye çıktığında salonda bir sessizlik olur, sonra alkış kopardı. Şarkılarını arada bir durup seyirciyle ölçülü, nazik birkaç cümle konuşarak söylerdi. Hiçbir zaman bayağılığa düşmez, seyircisini hep el üstünde tutardı. 'Paşa' lakabı tam da buradan geliyordu: sahnedeki o vakar, o otorite, o dokunulmaz saygınlık. Gazino döneminin zirvesinde Zeki Müren, yalnızca bir şarkıcı değil, bir kültür kurumuydu. Onun bir gazinoda söylemesi, o gazinonun itibarıydı; onun bir şarkıyı repertuvarına alması, o şarkının ölümsüzlüğüydü. Türkiye eğlenirken, dinlenirken, sevdalanırken, ayrılırken hep onun sesini yanında taşıdı. Gazino ışıkları altında geçen bu yıllar, Zeki Müren'in halkla kurduğu o derin, sıcak bağın en görkemli dönemiydi.