
Zeki Müren'in sahnesi, zamanla yalnızca gazino salonlarına sığmaz oldu. Onun sesi, tarihî mekânlarda ve yurt dışında da yankılandı. 1969'da Antalya'nın Aspendos antik tiyatrosunda verdiği konser, bu açılımın simgelerinden biriydi. İki bin yıllık taş basamakların oluşturduğu o görkemli akustik mekânda, Türk sanat müziğinin sesi antik bir tiyatronun duvarlarında yankılandı. Antalya halkı bu konserden sonra ona büyük bir sevgiyle bağlandı. Zeki Müren'in ünü Türkiye sınırlarını da aştı. 1976'da Londra'nın dünyaca ünlü konser salonu Royal Albert Hall'da sahneye çıktı. Bu, bir Türk sanat müziği sanatçısı için olağanüstü bir başarıydı; Batı'nın en prestijli sahnelerinden birinde, kendi kültürünün müziğini, kendi görkemli sahne kimliğiyle sundu. Bu uluslararası çıkışlar, Zeki Müren'in yalnızca bir 'yerel yıldız' olmadığını gösterdi. O, Türk sanat müziğini bir dünya sahnesine taşıyabilecek çapta bir sanatçıydı. Yurt dışındaki Türkler için onun konseri bir vatan özlemiydi; yabancı seyirci içinse Türkiye'nin estetik dünyasına açılan zarif bir pencere. Aspendos'un antik taşları ile Royal Albert Hall'un görkemli kubbesi arasında uzanan bu yolculuk, Zeki Müren'in sanatının ne kadar geniş bir coğrafyaya seslenebildiğinin kanıtıydı. O, bir gazino sahnesinde ne kadar evindeyse, iki bin yıllık bir tiyatroda ya da Londra'nın görkemli bir salonunda da o kadar evindeydi. Sanat Güneşi'nin ışığı, artık ülke sınırlarını aşmıştı.