
24 Eylül 1996 günü, Zeki Müren İzmir'deydi. TRT İzmir Televizyonu, Kültürpark'taki stüdyolarında onun için bir tören düzenlemişti; sanatçı bu program için sahneye davet edilmişti. Yıllardır Bodrum'un sessizliğine çekilmiş olan 'Sanat Güneşi', o gün bir kez daha kameraların ve sevgi gösterilerinin önündeydi. O tören, Zeki Müren'in sanat hayatına bir saygı duruşuydu. Anlatılana göre, kariyerinin başladığı yıllardan, radyo günlerinden bir hatıra — ilk yıllarında kullandığı tarihî mikrofonlardan biri — o gün ona hatıra olarak sunuldu. Yarım yüzyıl önce İstanbul Radyosu'nda mikrofonun karşısına geçen genç adam, şimdi ömrünün sonunda, yine bir mikrofonla, yine bir sahnede, kendisine gösterilen sevginin ortasındaydı. Ve işte tam orada, o törenin akışı içinde, sahnenin ışıkları altında Zeki Müren'in kalbi durdu. Yıllardır kalp rahatsızlığıyla mücadele eden sanatçı, bir kalp krizi geçirdi. 24 Eylül 1996'da, altmış dört yaşında, sevdiği tek yerde — sahnede — hayata gözlerini yumdu. Bir ömür sahne için yaşamış bir sanatçının, son nefesini de sahnede vermesi, onun hayatıyla sanatı arasındaki o sarsıcı bütünlüğün son perdesiydi. Haber bütün Türkiye'yi yasa boğdu. Bir ses değil, bir çağ kapanmıştı. Radyonun, gazinonun, plağın, beyazperdenin altın yıllarının simgesi; Türkçeyi en güzel söyleyen, sahneyi bir sanat eserine dönüştüren adam gitmişti. Zeki Müren, vasiyeti gereğince bütün servetini Türk Eğitim Vakfı'na ve Mehmetçik Vakfı'na bağışladı; sahip olduğu her şeyi, geleceğin gençlerine ve vatanın evlatlarına bıraktı. Sanat Güneşi, son ışığını da arkasında bir hayır olarak bırakarak battı.