
1950'de, henüz akademi öğrencisiyken Zeki Müren'in hayatında bir kapı aralandı. TRT İstanbul Radyosu bir ses yarışması düzenledi; bu yarışmaya 186 yarışmacı katıldı. Genç Zeki Müren, bu kalabalığın içinden sıyrılıp birinci oldu. Onun sesindeki tını, ifadesindeki incelik ve Türkçeyi söyleyişindeki özen, jüriyi ve dinleyenleri daha o anda etkilemişti. 1 Ocak 1951 günü, yeni yılın ilk gününde, Zeki Müren İstanbul Radyosu'nda ilk canlı yayınını yaptı. Deneyimli müzisyenlerin eşliğinde mikrofonun karşısına geçti ve sesini ilk kez bütün ülkeyle paylaştı. O dönem radyo, Anadolu'nun evlerine, kahvelerine, sofralarına ulaşan tek büyük sesti; radyoda söylemek, bütün bir ülkeye söylemek demekti. Bu canlı yayın, eleştirmenlerce büyük övgü aldı. Aynı haftalarda Zeki Müren'in sesi ilk kez plağa da kaydedildi. Usta klarnetçi Şükrü Tunar, Yeşilköy'deki stüdyosunda Müren'in seslendirdiği bir eseri plağa okuttu; bu, onun ilk plak kaydıydı. Genç sanatçının sesi artık yalnızca radyo dalgalarında değil, döne döne çalınan plaklarda da Anadolu'ya yayılıyordu. Zeki Müren'in radyo serüveni on beş yıla yakın sürecekti; bu yıllar boyunca çoğunlukla canlı yayınlarda söyledi. Radyo, onun sesini bir efsaneye dönüştüren ilk büyük sahneydi. Henüz yirmili yaşlarının başındaki bu genç adam, daha sahneye çıkmadan, daha gazino ışıklarını görmeden, bütün bir ülkenin kulağına ve gönlüne girmişti. Türk sanat müziğinin yeni güneşi doğmuş, henüz ufkun hemen üzerindeydi.