1936'da Sait Faik ilk öykü kitabı Semaver'i yayımladı. Bu ince kitap, Türk hikâyeciliği için sessiz ama köklü bir kırılma noktası oldu. Semaver'le birlikte Türk öyküsü, alışık olduğu yerden — kuvvetli olaylardan, çarpıcı sonlardan, açık ya da gizli derslerden — uzaklaşmaya başladı. Sait Faik'in öykülerinde kahraman, artık büyük adamlar, kahramanlar ya da örnek kişiler değildi. Onun sayfalarına bir fabrika işçisi, bir balıkçı, bir mahalle çocuğu, bir kahve müşterisi, gündelik hayatın içinde adı sanı duyulmamış insanlar girdi. 'Semaver' öyküsünde olduğu gibi, bir ailenin sabah çayı, basit bir gündelik an, koca bir hayatın özeti olabiliyordu. Bu, Cumhuriyet döneminin klasik öykü anlayışına karşı sessiz bir başkaldırıydı. Sait Faik 'durum öyküsü'nün — yani olaydan çok atmosferi, ânı, insanın iç dünyasını öne çıkaran hikâyenin — Türk edebiyatındaki en büyük ustası olacaktı. Olay örgüsü gevşedi, ama insan derinleşti. Semaver'in dili de yeniydi: konuşma diline yakın, sıcak, içten, süsten arınmış bir Türkçe. Sait Faik bu kitapla yalnızca bir yazar olarak doğmadı; aynı zamanda kendisinden sonraki kuşaklara — durum öyküsünün, modern Türk hikâyesinin yolunu açtı. Yirmi yıl sürecek bir verimliliğin ilk adımıydı bu.