İlk üç kitabının ardından Sait Faik bir sessizlik dönemine girdi. Bu durgunluk yıllarında, yazının değişik bir biçimini denedi: gazetecilik. 1942 yılının Mayıs ayında, İstanbul'da çıkan Haber-Akşam Postası gazetesinde adliye muhabirliği yaptı. 6-31 Mayıs 1942 tarihleri arasında, gazetenin 'Mahkemelerde' başlıklı köşesinde kendi imzasıyla yaklaşık yirmi altı yazı yayımladı. Bu kısa muhabirlik dönemi yalnızca bir aylık bir işti; ama Sait Faik'in edebiyatı için beklenmedik biçimde verimli oldu. Mahkeme salonları, ona insan çeşitliliğinin en çiğ, en çıplak halini gösterdi. Sanık sandalyesinde oturan hırsızlar, dolandırıcılar, kavgacılar, çaresizler; tanık kürsüsündeki sıradan insanlar; hâkimin önünde anlatılan küçük, hazin, kimi zaman gülünç hayat hikâyeleri. Sait Faik bütün bu yüzleri dikkatle izledi, dinledi. Adliye muhabirliği, onun öykülerindeki insan kadrosunu genişletti. Mahkeme salonlarında tanıdığı insanlar, sonradan hikâyelerine sızdı. Sait Faik gazeteciliği, kuru bir haber dili değildi; insana odaklanan, merhametli, edebî bir muhabirlikti. Bu kısa deneyim, onun 'insanı olduğu gibi görme' sanatını besleyen bir başka kaynak oldu.