
1938 yılında Sabiha Gökçen, havacılık serüveninde yeni bir role geçti: artık yalnızca uçan değil, uçmayı öğreten biriydi. Türkkuşu Uçuş Okulu'nda başöğretmen olarak göreve başladı. Bu dönüşüm, onun bireysel başarısının kurumsal bir mirasa dönüşmesi anlamına geliyordu. 1938'in sonbaharında Atatürk'ün vefatı, Sabiha için derin bir kayıp oldu. Manevi babasını yitirdikten sonra askerî havacılıktan uzaklaşarak enerjisini tümüyle eğitmenliğe verdi. Türkkuşu'ndaki başöğretmenlik görevini yıllarca, kaynaklara göre 1950'lerin ortasına dek sürdürdü. Bu uzun dönem boyunca onlarca genç havacıyı gökyüzüyle tanıştırdı. Başöğretmen olarak Sabiha, kendi öğrencilik yıllarında karşılaştığı önyargı ve zorlukları, yetiştirdiği genç kuşağa daha kolay bir yol açmak için kullandı. Disiplinli ama cesaretlendiren bir eğitmen olduğu anlatılır; öğrencilerine yalnızca uçuş tekniğini değil, gökyüzüne karşı duyulması gereken saygıyı ve soğukkanlılığı da öğretti. Bu eğitmenlik yılları, Sabiha'nın mirasının en kalıcı yönünü oluşturur. Bir kişi olarak ne kadar uçarsa uçsun, yetiştirdiği pilotlar aracılığıyla onun etkisi çarpan etkisiyle büyüdü. Türk havacılığının ilk kuşak öğretmenlerinden biri olarak Sabiha, gökyüzünü tek bir kişinin değil, bir neslin ortak alanı hâline getirdi.