Türkkuşu'ndaki ilk başarılarının ardından Sabiha Gökçen, yeteneğini ileri düzeye taşımak üzere yurt dışına gönderildi. 1935'te, yedi erkek öğrenciyle birlikte Sovyetler Birliği'ne — Kırım bölgesine — ileri yelken uçuşu ve motorlu uçak eğitimi için yola çıktı. O yıllarda Sovyet havacılık okulları, planör ve motorlu uçuş eğitiminde dünyanın ileri merkezleri arasındaydı. Kırım'daki eğitim, Sabiha için hem teknik hem de kişisel bir sınavdı. Erkeklerin egemen olduğu bir alanda, yabancı bir ülkede, zorlu hava koşullarında uçmayı öğreniyordu. Yelken uçuşunun ince dengeleri, rüzgârı okuma becerisi, motorlu uçağın kontrolündeki keskin refleksler — hepsi disiplinli bir çalışmayla edinilmesi gereken yetilerdi. Bu dönemde Sabiha, sadece bir öğrenci değil, aynı zamanda genç Cumhuriyet'in temsilcisi konumundaydı. Türk basını onun ilerleyişini yakından izliyor; her başarısı, kadınların kamusal hayatta yükselişinin kanıtı olarak sunuluyordu. Yurt dışındaki bir kadın havacı, ulusal bir gurur kaynağıydı. Kırım'daki eğitimini başarıyla tamamlayan Sabiha, Türkiye'ye gelişmiş bir uçuş birikimiyle döndü. Artık önünde yeni bir hedef vardı: yalnızca yelken kanatlarıyla değil, motorun gücüyle gökyüzüne hükmetmek. Bu hedef, kısa süre sonra somut bir gerçeğe dönüşecekti.