
25 Şubat 1936, Sabiha Gökçen'in havacılık serüveninde simgesel bir tarihtir: bu gün, ilk kez bir motorlu uçağı kullandı. Yelken uçuşunun sessiz, rüzgâra teslim dünyasından, motorun gümbürtüsüyle dolu, güçlü ve hızlı bir uçuş deneyimine geçiş yapıyordu. Bu, planör pilotluğundan gerçek anlamda "pilotluğa" doğru atılmış kritik bir adımdı. Motorlu uçuş, bambaşka bir beceri seti gerektiriyordu. Kalkış ve iniş prosedürleri, motor yönetimi, navigasyon, acil durumlara karşı soğukkanlılık — Sabiha bunların hepsini titiz bir eğitimle ediniyordu. Her uçuş, hem bedensel hem zihinsel bir sınavdı; ama o, bu sınavları geçtikçe gökyüzünde kendine daha da güveniyordu. Türk basını, Sabiha'nın motorlu uçuşlarını büyük bir heyecanla haberleştirdi. Bir genç kadının pilot koltuğunda oturuşu, gazete sayfalarında genç Cumhuriyet'in kadına tanıdığı yeni özgürlüklerin somut bir görüntüsü olarak sunuldu. Sabiha'nın her uçuşu, milyonlarca kadın için "mümkün" sözcüğünün anlamını genişletiyordu. Bu dönemde Sabiha, sivil havacılığın ötesine geçme arzusu taşımaya başladı. Hedefi artık askerî havacılıktı — o güne dek hiçbir kadının adım atmadığı bir alan. İlk motorlu uçuşuyla açtığı bu kapı, onu doğrudan Eskişehir'deki Tayyare Mektebi'nin eşiğine taşıyacaktı.