

1552 yazında Piri Reis, hayatının en iddialı seferine çıktı. Süveyş'ten yola çıkan donanması, Hint Okyanusu'nun kuzeybatı kıyısı boyunca ilerleyerek Portekiz hâkimiyetindeki hedeflere yöneldi. Ağustos 1552'de, bugünkü Umman topraklarındaki Maskat'ı kuşattı ve Portekiz korumasındaki bu şehri ele geçirip yağmaladı. Maskat zaferinin ardından Piri Reis, asıl ve en zorlu hedefe yöneldi: Hürmüz. Basra Körfezi'nin ağzında, küçük bir ada üzerinde yükselen Hürmüz kalesi, Portekiz'in bölgedeki en güçlü ve en stratejik üssüydü. Bu kalenin alınması, Körfez'in kapısının Osmanlı'ya açılması demekti. Piri Reis, Eylül 1552'de Hürmüz'ü kuşatmaya aldı. Ancak kuşatma beklediği gibi gitmedi. Kalenin sağlam surları, Osmanlı topçusunun gücüne direndi. Kuşatma uzadıkça donanmanın cephanesi azaldı, erzak sıkıntısı baş gösterdi. Üstelik Hindistan'daki Goa'dan bir Portekiz yardım filosunun yola çıktığı haberleri geldi. Bu zorlu koşullar karşısında Piri Reis, kuşatmayı kaldırma kararı verdi. Sağlam biçimde tahkim edilmiş bir kaleyi, yetersiz cephaneyle ve yaklaşan bir düşman filosunun tehdidi altında almanın mümkün olmadığını gördü. Yaşlı denizci, donanmasını korumak amacıyla geri çekilmeyi seçti — bu, savaş açısından mantıklı ama sonuçları açısından ölümcül bir karardı. Hürmüz kuşatmasının başarısızlığı, Piri Reis'in kariyerinin dönüm noktası oldu. Bir ömür boyunca biriktirdiği itibar, bu tek seferin sonucuyla sınanacaktı. Geri çekilme kararı, onu Basra'ya ve oradan da kaderine sürükleyecekti.