
1521 yılında Piri Reis, ikinci büyük eserini tamamladı: Kitab-ı Bahriye, yani "Denizcilik Kitabı". Bu eser, bir dünya haritasının ötesinde, denizcilere yönelik kapsamlı bir kılavuzdu. Akdeniz'in kıyılarını, limanlarını, adalarını, akıntılarını, rüzgârlarını ve tehlikeli geçitlerini ayrıntılı biçimde anlatıyordu. Kitab-ı Bahriye'nin bu ilk nüshası yaklaşık 130 bölümden oluşuyordu. Eser, Çanakkale Boğazı'ndan başlayarak Akdeniz'i bir denizcinin gözüyle dolaşıyor, her kıyıyı sırayla betimliyordu. Hangi limana nasıl yaklaşılır, nerede tatlı su bulunur, hangi kayalıktan kaçınılır, hangi rüzgâr ne zaman eser — bütün bu pratik bilgiler, gemi kaptanlarının hayatını kurtaracak ayrıntılardı. Kitabın en güçlü yanı, Piri Reis'in anlattığı her yeri büyük ölçüde kendi gözleriyle görmüş olmasıydı. Onlarca yıllık denizcilik deneyimi — Kemal Reis'in yanındaki seferler, Osmanlı-Venedik savaşları, Endülüs ve Mısır harekâtları — kitabın her sayfasına sinmişti. Bu, masa başında derlenmiş bir derleme değil, yaşanmış bir denizciliğin kayda geçirilmesiydi. Kitab-ı Bahriye, her bölümünde metin ve harita çizimini bir arada sunuyordu. Bir liman ya da ada anlatılırken, yanında onun ayrıntılı bir kıyı haritası yer alıyordu. Bu yöntem, eseri hem okunabilir hem de doğrudan kullanılabilir kılıyordu. Bugün uzmanlar, Kitab-ı Bahriye'yi varlığını sürdüren en ayrıntılı portolan atlası olarak tanımlar. Bu ilk nüsha, gösterişten çok işe yarama amacı taşıyordu; sade, pratik ve denizcinin elinde kullanılmak üzere hazırlanmıştı. Piri Reis, eserini denizcilere bir armağan olarak görüyordu. Onun amacı, kendi bilgisini bir sandıkta saklamak değil, gelecek kuşak kaptanlara aktarmaktı. Kitab-ı Bahriye, bu cömert bilim anlayışının somut bir kanıtıydı.