1510 veya 1511 yılında, Piri Reis'in hayatının yönünü belirleyen kişi olan amcası Kemal Reis hayatını kaybetti. Kaynaklar, Kemal Reis'in bir deniz fırtınasında gemisinin batması sonucu öldüğünü aktarır. Bu, Piri Reis için yalnızca bir aile büyüğünün değil, aynı zamanda ustasının ve hayat boyu yol arkadaşının kaybıydı. Yaklaşık otuz yıl boyunca amcasının yanında denizlerde dolaşan Piri Reis için bu ölüm, bir dönemin kapanışıydı. Onunla birlikte çıktığı seferler, paylaştıkları savaşlar, birlikte gördükleri kıyılar — bütün bunlar artık geçmişe aitti. Piri Reis, ilk kez kendi başınaydı. Bu kayıp, paradoksal biçimde, Piri Reis'in en büyük eserlerini ortaya koyacağı döneme kapı araladı. Amcasının ölümünden sonra Piri Reis, bir süre aktif deniz seferlerinden çekilerek Gelibolu'ya döndü. Karadaki bu yıllar, onun için bir durgunluk değil, bir yoğunlaşma dönemi oldu: yıllar boyunca denizde topladığı bilgiyi düzenlemeye, kâğıda dökmeye başladı. Denizci Piri Reis, bu yıllarda giderek daha çok haritacı Piri Reis'e dönüştü. Belleğindeki kıyılar, defterlerindeki notlar, ele geçirdiği yabancı haritalar, dinlediği denizci hikâyeleri — hepsi onun masasında bir araya geliyordu. Akdeniz'i ve ötesini, bir denizcinin gözüyle ama bir bilim insanının titizliğiyle kâğıda aktarma çalışması başlamıştı. Gelibolu'daki bu sakin yıllar olmasaydı, belki ne 1513 dünya haritası ne de Kitab-ı Bahriye var olabilirdi. Amcasının ölümüyle gelen yalnızlık, Piri Reis'i denizden masaya, kürekten pergele taşıdı. Kaybın açtığı boşluk, tarihin en değerli haritalarıyla doldu.