Kasım 1950'nin başında Orhan Veli, bir süreliğine Ankara'ya gitti. Çocukluğunun ve memuriyet yıllarının şehriydi burası; dostları, anıları, eski sokakları oradaydı. 10 Kasım 1950'de, Ankara sokaklarında yürürken, belediyenin yol çalışması için açtığı ve gereği gibi işaretlenmemiş bir çukura düştü. Düşme anında ciddi bir yaralanma belirtisi göstermedi; ayağa kalktı, hayatına devam etti. Olay, o an için önemsiz bir kaza gibi göründü. Ama bu düşüş, görünmez bir hasar bırakmıştı. Orhan Veli birkaç gün içinde rahatsızlanmaya başladı. Baş ağrıları, halsizlik ve giderek ağırlaşan belirtiler ortaya çıktı. Şair, durumunun ciddiyetini tam kavrayamadan İstanbul'a döndü. O yıllarda tıbbi tanı imkânları bugünküyle kıyaslanamayacak kadar sınırlıydı. Ankara'daki o çukura düşüş, ileride şairin ölümüne yol açacak beyin kanamasının tetikleyicisi olarak gösterilecekti. Türk şiirinin en parlak, en genç seslerinden biri, sıradan bir kaldırım çukuru yüzünden, hayatının son günlerine farkında olmadan girmişti.