Nâzım'ın yurtdışına kaçmasından kısa süre sonra, 25 Temmuz 1951'de Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu bir kararname çıkardı: Nâzım Hikmet Türk vatandaşlığından çıkarılıyordu. Bir şair, ülkesi tarafından resmen yurtsuz ilan edilmişti. Vatansız kalan Nâzım, anne tarafından dedesi Mustafa Celaleddin Paşa'nın — yani Polonyalı Konstantin Borzęcki'nin — soyuna dayanarak Polonya vatandaşlığına başvurdu ve kabul edildi. Resmî belgelerde artık 'Borzęcki' soyadını da taşıyordu. Köklerinden gelen Polonya kimliği, ona yeni bir pasaport ve dünyada dolaşma imkânı verdi. Vatandaşlıktan çıkarılma, Nâzım için en derin yaralardan biriydi. Türkiye'yi, İstanbul'u, memleketinin insanlarını her şeyden çok seven bir şair, devletin gözünde artık bir 'yabancı'ydı. Bu acı, sürgün dönemi şiirlerinin değişmez teması oldu. Yine de Nâzım, kendini hiçbir zaman vatansız hissetmedi. 'Memleketim, memleketim, memleketim' diye başlayan dizelerinde, kasketini, üstündeki ceketi ve elindeki kitabı dahi memleketinden getirdiğini yazdı. Vatan, ondan alınamayacak kadar içindeydi.