Sürgüne çıktığında Nâzım Hikmet, yalnızca Türkiye'nin değil, dünyanın bir şairiydi artık. Şiirleri onlarca dile çevrilmiş, Avrupa'da ve ötesinde geniş bir okur kitlesine ulaşmıştı. Bu uluslararası saygınlık resmî bir karşılık da buldu: 1950'de, Dünya Barış Konseyi tarafından Uluslararası Barış Ödülü'ne — Picasso, Pablo Neruda ve Paul Robeson gibi isimlerle birlikte — layık görüldü. Bu ödül, Nâzım'ın şiirinin barış ve insanlık değerleriyle özdeşleşmiş gücünü dünya ölçeğinde tescilliyordu. Sürgün yılları boyunca Nâzım, soğuk savaş Avrupası'nın barış kongrelerinde, edebiyat buluşmalarında aktif bir biçimde yer aldı. 1951'de Doğu Berlin'deki kongreye, Varşova ve Viyana'daki barış toplantılarına katıldı. Kürsülerde konuştu, şiir okudu, savaşa ve nükleer silahlanmaya karşı sesini yükseltti. Bu dönemin en bilinen şiirlerinden biri "Kız Çocuğu"dur — Hiroşima'da atom bombasında ölen yedi yaşındaki bir kız çocuğunun ağzından yazılmış, dünya barış hareketinin marşına dönüşmüş bir yakarış. Şiir, sonradan İngilizceden Japoncaya kadar pek çok dilde bestelendi ve söylendi. Nâzım'ın sesi, sınırların ötesine geçmişti.