
Moskova, Nâzım'ın sürgün hayatının merkezi oldu. Şehir dışında, yazarlar köyü Peredelkino'da bir evi vardı. Buradan Sofya'ya, Varşova'ya, Berlin'e, Prag'a, Roma'ya, Paris'e, Havana'ya, Kahire'ye uzanan yolculuklara çıktı; okurlarla buluştu, kongrelere katıldı, oyunlarının prömiyerlerinde bulundu. 1955'te, kendinden çok genç olan Vera Tulyakova ile tanıştı; bu büyük ve karşılıklı aşk, son yıllarının en parlak ışığı oldu. Vera'ya yazdığı şiirler, yaşının ve hastalığının üstesinden gelen bir tutkuyla doluydu. "Saman Sarısı" gibi uzun şiirlerinde bu sevgi, sürgünün ve özlemin acısıyla iç içe geçti. Bu dönemde Nâzım, biçimsel olarak yeni arayışlara da girdi. "Saat 21-22 Şiirleri"nin yoğun lirizminden, sürgün şiirlerinin daha sade, konuşma diline yakın söyleyişine geçti. "Bor Oteli", "Vasiyet", "Otobiyografi" gibi şiirlerinde ölümle, geçen ömürle ve memleket hasretiyle hesaplaştı. Sofya'da, 1952'de, Türkçe yazan bir şair olarak kendi kitaplarının toplu basımının yapıldığını gördü — Türkiye'de yasaklı olan eserleri, komünist Bulgaristan'da basılıyordu. Memlekette okunamayan şiirin, başka topraklarda nasıl yaşadığını acı bir gururla izledi. Yine de en güzel günlerin henüz yaşanmadığına olan inancını hiç yitirmedi.