
3 Haziran 1963 sabahı, saat altıyı yarım geçe, Nâzım Hikmet Moskova'daki evinde kalp krizi geçirdi. Sabah gazetesini almak için kapıya doğru eğildiğinde kalbi durdu. Altmış bir yaşındaydı. Yıllardır kalp hastasıydı; hapis yılları, açlık grevi ve sürgünün yorgunluğu bedenini örselemişti. Ölümü, en çok özlediği şeye — memleketine dönüşe — bir adım kala geldi. Türkiye topraklarını bir daha hiç göremedi. Moskova'da, ünlü Novodeviçi Mezarlığı'na, Rus ve Sovyet kültür tarihinin büyük isimlerinin yanına defnedildi. Mezar taşına, rüzgârda eğilen bir figür işlendi — sanki hâlâ ileriye, memlekete doğru yürüyormuş gibi. Nâzım, bir şiirinde kendi cenazesini hayal etmiş, Anadolu'da bir köy mezarlığına gömülmek istediğini yazmıştı: "Beni de koyun, çiçek ekin diye altıma." Bu vasiyeti henüz yerine getirilemedi. Ama şiiri çoktan eve dönmüştü: yıllarca yasaklı kalan kitapları yeniden basıldı, dizeleri bestelendi, sokaklara ve gönüllere yerleşti. 5 Ocak 2009'da Bakanlar Kurulu kararıyla Türk vatandaşlığı iade edildi — vatansız ilan edilişinden elli sekiz yıl sonra. Bir şairin memleketi, sonunda onu geri aldı.