1930'lu yıllar Nâzım için sürekli bir tutuklama, mahkeme ve cezaevi döngüsüydü. Komünist olduğu, propaganda yaptığı gerekçesiyle defalarca gözaltına alındı ve yargılandı; kimi davalardan beraat etti, kimilerinden ceza aldı. 1933'te aleyhine açılan davalardan biri sonucu yeniden hapse girdi; Bursa Cezaevi'nde bir süre kaldıktan sonra 1934'teki genel afla serbest bırakıldı. Bu yıllarda "Benerci Kendini Niçin Öldürdü?" (1932) ve "Taranta-Babu'ya Mektuplar" (1935) gibi uzun şiirlerini yazdı; ikincisi, faşizme ve İtalya'nın Habeşistan'ı işgaline karşı yazılmış güçlü bir başkaldırı metniydi. 1936'da yayımlanan "Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı", Osmanlı tarihinin büyük bir halk ayaklanmasını anlatıyordu ve Nâzım'ın destan biçimindeki ustalığının doruklarından biriydi. Aynı yıl çıkan "Memleketimden İnsan Manzaraları"nın ilk tohumları da bu dönemde atılmaya başlandı. Geçimini sağlamak için sinema sektöründe senaryolar yazdı, çeviriler yaptı, gazetelerde "Orhan Selim" takma adıyla köşe yazıları kaleme aldı. Sürekli bir maddi sıkıntı ve hukuki tehdit altında yaşıyordu; ama kalemi hiç durmadı.