1929'da İstanbul'da yayımlanan "835 Satır", Türk edebiyatında adeta bir bomba etkisi yarattı. Kitabın adı bile bir meydan okumaydı: şiir sayısını değil, satır sayısını saymak, geleneksel şiir anlayışına karşı bir tavırdı. Serbest nazımla yazılmış, sanayi çağının imgeleriyle — fabrikalar, makineler, elektrik, kalabalıklar — dolu bu şiirler, aruzun ve hecenin kalıplarına alışmış okuru sarstı. Kimi çevreler hayranlıkla, kimileri öfkeyle karşıladı; ama kimse kayıtsız kalamadı. Nâzım, bir anda yeni bir kuşağın sesi oldu. Aynı verimli dönemde "Jokond ile Si-Ya-U" (1929), "Varan 3" (1930), "1+1=Bir" (1930) ve "Sesini Kaybeden Şehir" (1931) gibi kitaplar art arda yayımlandı. Nâzım, hem şiirde hem oyun yazarlığında üretkenliğin doruğundaydı. Bu yıllar aynı zamanda kişisel hayatının da yoğun bir dönemiydi. Şiirine en çok iz bırakan kadınlardan biri olan Piraye ile yolları kesişti; ileride Bursa Cezaevi'nden ona yazacağı mektuplar ve şiirler, Türk edebiyatının en güçlü aşk ve hapislik metinleri arasına girecekti. Putları yıkan, tartışma yaratan, sevilen ve korkulan bir şair olarak Nâzım Hikmet, 1930'lara damgasını vurdu.