Nâzım, Moskova'da Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'ne (KUTV) kaydoldu. 1922'den 1924'e kadar süren bu öğrencilik yılları, hem siyasi hem de şiirsel olarak onu kökten dönüştürdü. Marksizmle sistemli biçimde burada tanıştı. Ama Moskova'nın ona verdiği yalnızca bir dünya görüşü değildi. Genç Sovyet sanatının kaynayan ortamı — devrimci tiyatro, Meyerhold'un sahnesi, yapılandırmacı resim ve hepsinden önemlisi Vladimir Mayakovski'nin gürül gürül akan fütürist şiiri — Nâzım'ın önüne bambaşka bir olanak serdi. Nâzım, Türk şiirini yüzyıllardır kuşatan aruz ve hece ölçülerinin, kafiye zorunluluğunun dışına çıkılabileceğini gördü. Serbest nazmı benimsedi: basamak basamak inen, sayfada görsel bir biçim kazanan, gündelik konuşmanın ritmini ve nefesini taşıyan dizeler. Şiir, salonların değil, sokağın ve meydanın diliyle konuşabilirdi. İlk şiir kitabı "Güneşi İçenlerin Türküsü", 1928'de Bakü'de yayımlandı. Bu kitap, Türkçede serbest nazmın ilk toplu örneklerinden biriydi. Türkiye'ye dönerken Nâzım'ın çantasında, ülkenin daha önce hiç duymadığı bir şiir vardı.