Balkan Savaşları'nın ardından aile İstanbul'a yerleşti. Nâzım'ın çocukluğu artık Boğaz'ın iki yakası arasında, Göztepe'nin ve Nişantaşı'nın sokaklarında geçecekti. İlk öğrenimine Göztepe'deki Taşmektep'te başladı. Ardından Beyoğlu'ndaki köklü Galatasaray Mekteb-i Sultânîsi'nin orta kısmına yazıldı; burada Fransızca öğrenmeye başladı ve Batı edebiyatıyla tanıştı. 1913'te ailesi onu Nişantaşı'ndaki Nümûne Mektebi'ne nakletti. Bu yıllarda İstanbul, Birinci Dünya Savaşı'nın ağırlığı altında eziliyordu. Cepheden gelen ölüm haberleri, yokluk, ekmek kuyrukları ve giderek yaklaşan bir yenilginin gölgesi, genç Nâzım'ın dünyasını biçimlendirdi. Şiir, onun için artık yalnızca bir aile geleneği değil, etrafında olup biteni anlamlandırma biçimiydi. Vatanseverlik duygusuyla yazdığı ilk gençlik şiirleri bu döneme aittir. Henüz kafiyeli, hece ölçüsüne bağlı, dönemin şiir anlayışına uygun dizelerdi bunlar; ama ileride bütün o kalıpları kıracak şairin sesi yavaş yavaş duyulmaya başlamıştı.