
Nâzım, Heybeliada'daki Bahriye Mektebi'ne — Osmanlı Deniz Harp Okulu'na — yazıldı. Adanın çam kokulu yamaçlarında denizcilik, navigasyon ve gemicilik öğrenirken bir yandan da şiir yazmayı hiç bırakmadı. Deniz, bütün ömrü boyunca şiirinin en güçlü imgelerinden biri olacaktı. 1918'de Bahriye Mektebi'nden güverte subayı olarak mezun oldu. Aynı yıl şiirleri ilk kez dergilerde görünmeye başladı; "Hâlâ Servilerde Ağlıyorlar mı?" adlı şiiri, dönemin tanınmış şairlerinden Yahya Kemal'in dikkatini çekti. Yahya Kemal, bir süre okuldaki edebiyat öğretmeni olarak genç şaire yakınlık gösterdi. Kısa süre Hamidiye kruvazöründe stajyer subay olarak görev yaptı. Ancak bu deniz subaylığı uzun sürmedi: zatülcenp (akciğer zarı iltihabı) teşhisiyle sağlığı bozuldu ve 1920'de bahriyeden bütünüyle ayrıldı. Akciğer rahatsızlığı, ömrü boyunca yakasını bırakmayacak bir gölge olarak kaldı. İstanbul artık işgal altındaydı; İtilaf Devletleri'nin gemileri Boğaz'a demirlemişti. Genç bir şair için kabul edilmesi imkânsız bir manzaraydı bu. Vatanın işgalini gören Nâzım'ın içinde, oturup beklemek yerine harekete geçme isteği büyüyordu.