
Nâzım Hikmet, 15 Ocak 1902'de — bazı kayıtlara göre 20 Kasım 1901'de, ancak kendisinin de benimsediği tarih 15 Ocak 1902'dir — Osmanlı İmparatorluğu'nun çok dilli liman kenti Selanik'te dünyaya geldi. Babası Hikmet Bey o sırada Selanik'te görevli bir devlet memuruydu; aile, Osmanlı bürokrasisinin ve kültür hayatının köklü çevrelerine bağlıydı. Annesi Celile Hanım, resim yapan, piyano çalan, Fransızca bilen ve dönemine göre alışılmadık ölçüde özgür düşünceli bir kadındı. Nâzım'ın sanata yatkınlığı büyük ölçüde annesinden geldi. Dede tarafı ise daha da renkliydi: anneannesinin dedesi, Polonya kökenli bir mülteciyken Osmanlı ordusunda paşalığa yükselen Mustafa Celaleddin Paşa'ydı (Konstantin Borzęcki). İleride sürgün yıllarında Nâzım'ın aldığı Borzęcki soyadı, işte bu dededen geliyordu. Dedesi Nâzım Paşa ise hem vali hem de tasavvufa eğilimli, şiir yazan bir devlet adamıydı. Küçük Nâzım'a kendi adını veren oydu. Çocuk, şiirin ve sanatın gündelik konuşmaların doğal bir parçası olduğu, kitapların ve tablolardan oluşan bir evde büyüdü. İlk şiirini henüz on bir yaşlarındayken yazdığı söylenir; "Feryâd-ı Vatan" başlıklı bu erken denemeyi dedesi Nâzım Paşa'ya okuduğunda büyük bir takdir görmüştü. Selanik'in kozmopolit sokakları, Balkan coğrafyasının çok sesliliği ve dağılmakta olan bir imparatorluğun gerilimi, şairin dünyaya açılan ilk penceresi oldu.