
1934 yılı, Cumhuriyet'in toplumsal devrimlerinde iki büyük adımın atıldığı yıl oldu. 21 Haziran 1934'te Soyadı Kanunu kabul edildi. O güne kadar Türkiye'de insanlar yalnızca adlarıyla, lakaplarıyla, baba adlarıyla anılırdı; bu durum hukukta ve resmî kayıtlarda büyük karışıklıklara yol açıyordu. Yasayla birlikte her yurttaş bir soyadı seçti. 24 Kasım 1934'te TBMM, Mustafa Kemal'e "Atatürk" — Türklerin Atası — soyadını verdi. Aynı yasayla bu soyadının başka hiç kimseye verilemeyeceği de hükme bağlandı. Yakın silah arkadaşı İsmet Paşa ise, İnönü zaferlerinin anısına "İnönü" soyadını aldı. Devrimin belki de en ileri adımı, kadınların siyasal haklarıydı. Türk kadını 1930'da belediye seçimlerine, 1933'te muhtarlık seçimlerine katılma hakkı kazanmıştı. 5 Aralık 1934'te yapılan anayasa değişikliğiyle Türk kadınına milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı. Türkiye, kadınlara genel oy hakkını tanımakta birçok Avrupa ülkesinin önünde yer aldı. 1935 seçimlerinde 18 kadın milletvekili TBMM'ye girdi; Türk Meclisi'nin sıralarında ilk kez kadınlar yer aldı. Mustafa Kemal kadın haklarını yalnızca bir hukuk meselesi olarak görmüyordu: "Bir toplum, bir millet erkek ve kadın denilen iki cins insandan oluşur. Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça, öteki kısmı göklere yükselebilsin?" diyordu. Manevi kızlarından Sabiha Gökçen, dünyanın ilk kadın savaş pilotlarından biri oldu; Atatürk'ün kadına biçtiği eşit ve özgür yurttaş idealinin somut bir simgesine dönüştü.