
29 Ekim 1933, Cumhuriyet'in onuncu yıl dönümüydü. On yıl önce yıkık, yoksul ve işgal altında bir ülke; şimdi demiryolları döşeyen, fabrikalar açan, çocuklarını yeni harflerle okutan bir cumhuriyetti. Ankara'da görkemli bir geçit töreni düzenlendi; tüm yurtta coşkulu kutlamalar yapıldı. O gün Atatürk, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Onuncu Yıl Nutku'nu okudu. Bu konuşma, yapılanların gururlu bir muhasebesi ve geleceğe dönük bir inanç bildirgesiydi: "Türk milleti! Kurtuluş Savaşı'na başladığımızın on beşinci yılındayız... Az zamanda çok ve büyük işler yaptık." Konuşma şu cümlelerle sonlanıyordu: "Ne mutlu Türküm diyene!" Kutlamalar için besteci Cemal Reşit Rey, sözlerini Faruk Nafiz Çamlıbel ile Behçet Kemal Çağlar'ın yazdığı Onuncu Yıl Marşı'nı besteledi. "Çıktık açık alınla on yılda her savaştan" dizesiyle başlayan bu marş, kısa sürede bir kuşağın belleğine kazındı; bugün hâlâ Cumhuriyet'in en sevilen ezgilerinden biridir. Bu dönemde Atatürk'ün önderliğinde sanayileşme hız kazandı: Sümerbank ve Etibank gibi kuruluşlar, dokuma ve maden tesisleri, demiryolu hatları ülkenin dört bir yanına yayıldı. Kapalı ekonomik koşullara karşı "devletçilik" ilkesiyle, sınırlı kaynaklarla bir kalkınma hamlesi yürütüldü. Dışarıda ise Atatürk, barışçı bir politika izledi. "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi dış siyasetin temeli oldu. 1932'de Türkiye Milletler Cemiyeti'ne üye oldu; 1934'te Balkan Antantı, 1937'de Sadabad Paktı imzalandı. Onuncu yıl, hem içeride hem dışarıda bir denge ve güven döneminin zirvesiydi.