

Mustafa Kemal'in en tutkulu projelerinden biri, halkı okur-yazar kılmaktı. Osmanlı'da okuma-yazma oranı çok düşüktü ve Arap harfleriyle yazılan Türkçenin öğrenilmesi zordu. Mustafa Kemal, Türkçenin seslerine daha uygun olduğuna inandığı Latin temelli yeni bir alfabeyi hayata geçirmeye karar verdi. 9 Ağustos 1928 gecesi, İstanbul'da Sarayburnu'nda halka yeni harfleri tanıttı. "Bu millet asırlardan beri bir muamma halinde kalan yazısını okumasını bilmiyordu... Bu kusuru süratle düzelteceğiz" dedi. 1 Kasım 1928'de TBMM, Yeni Türk Harfleri Hakkındaki Kanun'u kabul etti; 1 Ocak 1929'dan itibaren resmî yazışmalarda yalnızca yeni alfabe kullanılacaktı. Mustafa Kemal bu işi masa başından yönetmekle yetinmedi. Eline tebeşiri aldı, kara tahtanın başına geçti ve bir öğretmen gibi ülkeyi dolaştı. Kayseri, Sivas, Tekirdağ, Çankırı — gittiği her şehirde meydanlarda, okullarda, hatta köy kahvelerinde halka yeni harfleri öğretti. Bir devlet başkanının elinde tebeşirle kara tahtanın başında durması, tarihte ender rastlanan bir görüntüydü. Yurt çapında "Millet Mektepleri" açıldı; yüz binlerce yetişkin, yaşına bakılmaksızın bu okullarda okuma-yazma öğrendi. Mustafa Kemal'e 1928'de halkın taktığı "Başöğretmen" unvanı, resmî sıfatların ötesinde, en sevdiği unvanlardan biri oldu. 1932'de Türk Dil Kurumu, 1931'de Türk Tarih Kurumu kuruldu. Mustafa Kemal, dilin sadeleşmesini ve tarihin yeniden incelenmesini de bu çağdaşlaşma hamlesinin parçası saydı. Okuma-yazma artık birkaç ayrıcalıklının değil, bütün milletin hakkıydı.