1921 yılı, Millî Mücadele'nin kaderini belirleyecek savaşların yılı oldu. Yunan ordusu, Anadolu'nun içlerine doğru ilerleyerek Ankara'yı ele geçirmeyi ve genç meclisi dağıtmayı hedefliyordu. Henüz düzenli bir ordu haline yeni gelmekte olan TBMM kuvvetleri, ilk büyük sınavlarını Eskişehir yakınlarındaki İnönü mevkiinde verdi. Birinci İnönü Muharebesi (6-10 Ocak 1921), Albay İsmet Bey komutasındaki Türk birliklerinin Yunan ilerleyişini durdurmasıyla sonuçlandı. Askerî açıdan büyük bir meydan savaşı olmasa da, siyasi etkisi muazzamdı: Yeni ordunun bir düşmanı durdurabileceği görülmüştü. Bu zafer, aynı günlerde kabul edilen Teşkilât-ı Esasiye Kanunu'na — ilk anayasaya — ve genç devletin uluslararası alanda biraz olsun ciddiye alınmasına denk geldi. İkinci İnönü Muharebesi (23 Mart - 1 Nisan 1921) çok daha çetin geçti. Yunan ordusu bu kez daha güçlü bir taarruzla geldi; günlerce süren kanlı çarpışmaların ardından yine geri çekilmek zorunda kaldı. Mustafa Kemal, İsmet Bey'e gönderdiği o ünlü telgrafında şöyle dedi: "Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs talihini de yendiniz." Bu zaferler ordunun ve milletin moralini yükseltti, ama tehlike geçmemişti. Yaz aylarında Yunan ordusu çok daha büyük bir kuvvetle yeniden taarruza geçti; Kütahya-Eskişehir muharebelerinde Türk ordusu ağır kayıplar verdi ve Mustafa Kemal'in emriyle Sakarya Nehri'nin doğusuna planlı biçimde çekildi. Bu geri çekilme Meclis'te sert tartışmalara yol açtı; kimileri Mustafa Kemal'i suçluyordu. Ülkenin kaderi yeniden bir uçurumun kenarındaydı.